Bizim ufaklıklar bir kaç gündür Tinky ile Minky'nin çizgi filmlerini ve şarkılarını dillerinden düşürmüyorlar. Bizlerde oldukça memnunuz bu durumdan. Temizlik, beslenme ve düzenli olmak için yapılması gerekenler kısa ve öz bir biçimde eğlenceyle karıştırılarak güzel bir çalışma yapılmış.
Eeee bizede faydalı gördüğümüz çalışmaları paylaşmak düşüyor.Beğenirsiniz umarız...
16 Ocak 2015 Cuma
EN AZ YARIM DAKİKA ELİNİ YIKA
9 Aralık 2013 Pazartesi
KİŞİLİK BOZUCU MASALLAR - SIRADIŞI PROGRAMINDAN
Çocuklarımıza yıllardır anlattığımız masallarla aslında onlara ne öğretiyoruz...
26 Eylül 2010 Pazar
ÇOCUĞUNUZA EVET VEYA HAYIR DEMEDEN ÖNCE İYİ DÜŞÜNÜN!
Çocuk bir istekte bulunduğu zaman, anne baba “evet” veya “hayır” demeden önce bu isteğin ihtiyaç olup olmadığını, eğer gerçekten ihtiyaç ise, yeri ve zamanı olup olmadığını düşünmeli; ondan sonra bir karara varmalıdır. Anne baba kural koymada ve bunları uygulamada yetkilidir. Kural koyarken düşünmeli, kuralı uygularken kararlı olmalı, söylediği ve çocuktan yapmasını istediği şeyi gerçekten kastetmiş olmalıdır.
Çocuğunuzun onu etkili bir şekilde yönetmenize ihtiyacı var. Sorumluluk ve iç denetim kazanıncaya kadar sizin rehberlik yapmanız gerekiyor. Çocukların güvenebilecekleri bir gücünüzün ve otoritenizin olması çok önemli. Onlardan size itaat etmelerini beklemek başka, itaat etmelerini istemek başkadır. İtaat etmelerini beklemeyin, kararlı bir ses tonuyla itaat etmelerini isteyin.
Bir anne çocuk parkında beş yaşındaki oğlunu salıncakta sallıyordu.
Anne: “Çok geç oldu gitmemiz gerekiyor.”
Çocuk: “Lütfen biraz daha kalalım. Hadi beni salla.”
Anne: “Olmaz! Benim eve gidip temizlik yapmam gerekiyor.” (Çocuğu ağlamaya devam eder.)
Çocuk: “Ne olur anne biraz daha kalalım!”
Anne: “Peki 5 dakika daha...”
Çocuk: “Tamam.”
5 dakika sonra.
Anne: “Vakit doldu, salıncaktan inmeni bekliyorum.”
Çocuk: “On kere daha salla.”
Anne “Beş kere!”
Çocuk: “On kere lütfen!”
Anne: “ 1, 2, 3, ...... 10. Tamam artık gidiyoruz!” (Sallamaya devam eder.)
Çocuk: “Beş kere daha lütfen!”
Anne: “Hayır, şimdi iniyorsun!”
Çocuk: “Lütfen!”
Anne (Kızgın ve yüksek bir ses tonuyla): “Şimdi dedim!”
Çocuğu kollarından tutup salıncaktan indirir. Elinden tutmuş götürürken söylenir: “Neden beni dinlemiyorsun? Neden parka getirdiğime pişman ediyorsun? Neden bu kadar bencilsin!..”
Çocuklara kurallar ve sınırlamalar hakkında bilgi vermek elbette iyidir. Ancak her zaman açıklama yapmanız gerekmez. Siz açıklama yapsanız da çocuk kontrolü elinde tutmak ve sınırı zorlamak ister. İstediğiniz veya söylediğiniz şeyi gerçekten kastedip kastetmediğinizi test eder.
Yukarıdaki olayda anne “çok geç oldu gitmemiz gerekiyor” dediğinde çocuk annenin gerçekten gitmeyi kastedip etmediğini test etmek için yalvaran bir ses tonuyla “lütfen biraz daha alalım, hadi beni salla” dedi. Anne gitmeleri gerektiği konusunda açıklama yaparak kontrolün çocuğa geçmesine yol açtı. Anne gerçekten gitmeyi kastettiğini belli etmek için kararlı bir ses tonuyla şöyle demesi gerekirdi:
“Çok geç oldu gidiyoruz!”
Çocuğun yalvarmalarına aldırmadan ve salıncaktan inmesini beklemeden yürüyüp gitseydi kontrolü elinde tutacak, kararlılığını pekiştirmiş olacaktı. Çocuk da ister istemez annesinin peşinden gidecekti.
Tahmin edeceğiniz gibi, annenin kızması, bağırıp çağırması, kolundan tutup salıncaktan indirmesi çocukta bir davranış değişikliğine yol açmayacak; başka olaylarda yine sınırı zorlayacak, kontrolü elinde tutmaya çalışacaktır.
Çocuklar deneyerek anne babalarının (özellikle annelerinin) ne zaman istediği şeyi gerçekten kastettiğini çok iyi bilir; kastedene kadar beklerler. Anne baba farkında olmadan bir isteği üç-dört defa tekrarlar, sonunda sinirlenip istediğini bağırarak söyler. Çocuk, bu bağırmadan, “İşte şimdi yapmam gerekiyor” mesajını alır.
Baba küçük kardeşini rahatsız eden dört yaşındaki oğluna seslendi:
“Hüseyin kardeşini rahatsız etme!”
Hüseyin sanki babasını duymamış gibi kardeşini rahatsız etmeye devam etti.
“Kardeşini rahatsız etme dedim!”
“Kardeşini rahatsız etmekten vazgeç!”
“Kızmaya başlıyorum ama!..”
“Bugün senin neyin var Allah aşkına!” Baba kızgın bir ses tonuyla bağırır:
“Anlaşıldı, sen cezayı hak ettin! Derhal odana gidiyorsun!”
“Tamam, baba, özür dilerim, bir daha rahatsız etmeyeceğim!”
“Söz mü?”
“Söz!...”
Bu söz verişin atlatma olduğunu çocuk kadar baba da bilmektedir... Ancak ceza vermeye kıyamadığı için inanmış görünmektedir.
MAKUL ÇÖZÜM NEDİR?
Çocuğunuzla çatışma yaşamadan, kızmadan ve bağırmadan, üç adımda makul çözüm üretebilirsiniz. Bir şey isterken 5-6 kere tekrar ettikten sonra isteği yerine getirilen bir anne baba olmaktansa, bir kerede sözü dinlenen anne baba olmak istemez misiniz? Ancak, bunun için kararlı olmanız gerekir. Çocuğunuz sizdeki bu değişimi yadırgayacak, direnecektir. Değiştiğinize inanmak istemeyecek, sizi deneyecektir. Pes etmediğinizi, işi sıkı tuttuğunuzu ve duruma hakim olduğunuzu gördükçe o da değişime ayak uyduracaktır.
Birinci adım: Düşünün. Çocuktan bir şey yapmasını istemeden önce iyice düşünün. İstediğiniz şey çocuğun yerine getirebileceği ve sizin de takip edebileceğiniz şey olsun. Salıncak olayında anne şöyle düşünebilirdi: “Evde temizlik yapacağım, birazdan gitmemiz gerekiyor. Çocuğuma 5 dakika daha izin verebilirim.” Düşündükten sonra: “Oğlum, 5 dakika sonra gidiyoruz!” demeliydi.
İkinci adım: Bir defa uyarı verin. Vakit dolduktan sonra: “Vakit doldu, salıncaktan in, gidiyoruz!” demeliydi.
Üçüncü adım: Harekete geçin. Uyarının arkasından çocuğun salıncaktan inmesini beklemeden park çıkışındaki arabasına doğru yavaş adımlarla yürümeliydi. Çocuk, annesinin uzaklaştığını görünce, ister istemez onu takip etmek zorunda kalırdı.
İlk adım çok önemli. Çocuğun bir isteğine karşı “hayır” demeden önce düşünmeye başladığınızda kararlı bir tutum içine girdiniz demektir. Kararlı olduğunuza göre, bu “hayır”, çocuğun ısrarları karşısında geri dönüşü olmayan bir “hayır” olacaktır. Çocuğunuz bir istekte bulundu diyelim. İstekte bulunduğu ortam ev olsun, bakkal olsun, çarşı pazar olsun, oyuncakçı dükkânı olsun fark etmez.
Siz de bu isteğin ihtiyaçtan kaynaklanmadığını, yersiz olduğunu düşündünüz ve “hayır” dediniz ve sebebini açıkladınız. Çocuğunuz yalvarmaya başladı. “Hayır dediniz. Yalvarmaya devam etti. “Hayır dediniz. Uzlaşma önerdi. Dayanamadınız, yumuşadınız, kabul ettiniz. Önceki “hayır”ların hiçbir değeri kalmadı, teslim oldunuz.
Çocuklar, deneyerek, en katı anne ve babayı bile yumuşatacak bir yol bulur; onu teslim alırlar. Teslim olmamak için kendi kendinize söz vermelisiniz: “Hayır demeden önce iyi düşüneceğim.”
Hayır dedikten sonra, bunda kararlı olun, yalvarmalarına ve ağlamalarına yüreğiniz dayanamasa bile, geri dönüş yapmayın.
Ali Çankırılı
8 Ağustos 2010 Pazar
ÇOCUKLARIN OYNAMASI, ARKADAŞLIKLARI VE ARKADAŞLARI...
“Oynamayan at tay olmaz.” Türk Atasözü
Oyun, çocuğun gelişmesi ve kişilik kazanması için sevgiden sonra gelen ikinci en önemli ruhsal besindir. Sevgiden yoksun bir çocukluk gibi oyunsuz bir çocukluk da düşünülemez.
“ Çocuk ruh sağlığı sevilmek ve oynamaktır.” Atalay Yörükoğlu
Çocuğun oyun oynaması, onun gelişimi açısından çok önemlidir. Çocuk oynadıkça duyuları keskinleşir, yetenekleri serpilir, becerisi artar. Çünkü oyun çocuğun en doğal öğrenme ortamıdır. Duyduklarını gördüklerini sınayıp denediği, öğrendiklerini pekiştirdiği bir deney odasıdır.
Oynayan çocuk, kendi küçük dünyasındadır. O dünyaya kendisi egemendir. Kurallarını kendisi koyar ve kendisi bozar. Karışmaya kalkan olursa sinirlenir. Kurdukları oyunu, yerleştirdikleri eşyaları değiştirmeyi bir deneyin, hemen tepki gösterirler. Diktikleri kuleyi yanlışlıkla devirseniz yeniden yapılamazmış gibi ağlarlar.
Oyun, çocuğun dili ve en etkili anlatım aracıdır. Oyun aracılığı ile üzüntülerini,kaygılarını, korkularını dile getirir.
Oyunlarında büyükleri taklit ederler. Bebeğini sallayan, giydirip besleyen, yatağına yatırıp ninni söyleyen bir küçük kız, annenin yavrusuna verdiği bakımı ayrıntılarıyla uygulamaktadır. Bebeğiyle konuşurken söylediği sözlerin kendi annesininkilere benzediği de gözden kaçmaz. Azarlayışı, avutuşu, okşayışı ve sözlerinden kendi annesini sahnede oynadığını sanırsınız.
Oyun çağındaki çocukların arkadaş edinmesi, ördek yavrularının suya dalar dalmaz yüzmeleri gibi doğal bir iştir. Yeter ki çocuk, yaşıtlarıyla kaynaşabileceği ortamı bulsun. Bir araya gelen iki çocuk daha birbirinin adını öğrenmeden oynamaya koyulurlar. Ancak birlikte oynayabilmek için, oyuncakları paylaşmak, oyun kurallarını bozmamak gerekir. Başlangıçta çekişme, itişme ve bozuşma olağandır. Ama bozuşmalarıyla barışmaları bir olur. Oyunun tadı bencilliği geriye iter. Oyunun çekiciliği üç yaşından başlayarak çocukları iş birliğine iter. Böylece oyun, çocuğun toplumsal bir varlık olarak gelişmesinde en doğal ortam olur. Oyun aracılığıyla gelişen arkadaşlık ilişkileri giderek toplu oyunlarda daha düzenli bir arkadaşlığa yol açar.
Oyun çocuğun en güçlü ve doğal dürtülerinden biri olan saldırganlık dürtülerini boşaltmasına da yarar. Kendisine uygulanan cezaları hayalde de olsa başkalarına uygulayarak, doktor olup iğne yaparak, polis olup suçluları yakalayarak bu dürtülerine uygun bir çıkış yolu bulur. Yalandan ölür ve öldürür.
Çocuğun oyunlardaki davranış biçimi aile içinde aldığı eğitimi yansıtır. Evde her istediği yapılan, bir dediği iki edilmeyen çocuk başlangıçça zorluk çeker. Bencil davranır, paylaşmaya yanaşmaz. Çocuk küser, mızıkçılık eder. Zora gelince büyüklere sığınır. Özellikle ev dışında yaşıtlarıyla oynama olanağı bulamayan çocuklarda sıklıkla görülür. Oyunda hep saldırgan ve bencil davranan bir çocuk da, ana baba tutumunu oyuna aktarıyordur. Ya da evde sindirilen kısıtlanan bir çocuktur. Oyunda hep silik kalan, başkalarını izleyen bir çocuk da bağımlı yetiştirilmesini yansıtıyordur. Evde kazanılan olumlu olumsuz kişilik nitelikleri oyunda sınanır. Oyun, kazanılan olumlu özelliklerin pekiştirildiği, geliştirildiği bir ortamdır aynı zamanda. Olumsuz niteliklerin de değişmeye uğradığı bir deneme alanıdır. Bu nedenle oyunun çocuk için eğitici, düzeltici bir işlevi vardır. Kendi hakkını korumak, başkalarının hakkını gözetmek, iş birliği ve paylaşma evde değil, ancak oyun ilişkilerinde kazanılan toplumsal özelliklerdir.
Oyun okul öncesi yaşlarının tek uğraşıdır. Ancak okula başlamakla oyun gereksinimi sona ermez. Çocuk büyüdükçe, gelişim düzeyine göre biçim değiştirerek sürer gider. Bu nedenle okulu oyun çağının sonu gibi görmek yanlıştır. İlk öğretim çocuğunu “oyundan kesmek”, oyundan alıkoymak yanlıştır. Çocuğu öğretmeden soğutmanın en kestirme yoludur. Bunun yerine oyunu, öğrenmenin yardımcısı ve aracısı kılmak gerekir. Oyuna doymamış bir çocuk okuldaki öğretime hazır değildirdir!
Arkadaş ilişkileri çocuğun evinde karşılanamayan en önemli gereksinimlerinden biridir. Arkadaş edinmek ve ilişkiyi sürdürmek belli bir olgunluk ister. Bu bakımdan bir kimsenin ruhsal olgunluğunu kurduğu arkadaşlıklara bakarak anlayabiliriz. Hiç arkadaşı olmayan bir kimsenin önemli ruhsal sorunları olduğunu duraksamadan söyleyebiliriz. Gerçekten çocukluğun en ağır ruhsal bozukluğu olan içe kapanıklık hastalığında, en belirgin özellik yaşıtlarına karışmamak, arkadaşlık edememektir.
Kimi ana-baba çocuğun yaşıtlarıyla oynamasını bilerek engeller. Çocuğuna hem ana-baba hem de arkadaş olabileceğini sanır. Çocuğuyla yer, içer, oynar, onu gezdirir. Ama yaşıtlarıyla ilişkisini ya açıktan yada dolaylı olarak kısıtlar. Çeşitli oyuncaklar alınır, evde oyalamak için aşırı çaba harcanır. Çocuk yaşıtlarının oyununu camdan izler. Bir süre sonra, örneğin okul çağında, istese de arkadaşlığa nasıl başlayacağını bilemez. Evde oturmayı yeğler.
Bir çocuğun hiç arkadaşı yoksa ve kendini özellikle yalnız ve sosyal açıdan yetersiz hissediyorsa, kaygı duyulacak bir durum söz konusudur.
Çocuğunuz arkadaşsız kalmışsa ve bundan olayı acı çekiyorsa, olabildiğince çabuk müdahalede bulunmalısınız.
Arkadaşlık çocuğa toplumsal yaşamında gerekli olan uyumlu ilişkileri ve işbirliğini öğrettiği gibi, ezmeden ve ezilmeden yarışma yeteneği de kazandırır. Önder olma, yönetme, belli bir amaca yönelik takım çalışmasına katılabilme, sorumluluk alabilme gibi evde kazanılması mümkün olmayacak yetenekler arkadaşlık ilişkileriyle kazanılabilir.
Arkadaş ilişkileri çocuğa kendi-kendini gerçekçi olarak değerlendirme olanağı verir. Başkalarına bakarak kendini tartar. Beğendiği ve beğenmediği özellikler biçimlenir. Arkadaşlarıyla ortak yanlarını ve ayrıldığı yönleri görür. İnsanlarda beğenmediği özellikleri hoş görüyle karşılamaya alışır. Arkadaş ilişkilerini sürdürmek bencilliğin yenilmesine bağlıdır. Karşılıklı alıp verme ve özveriyi gerektirir.
Çocuklarımızın okul yada çevreden edindiği arkadaşlarına saygı gösterilmelidir. Değilse, bizlerden gizli olarak, dilemediğimiz kimselerle ve dilemediğimiz yerlerde, hoş göremeyeceğimiz arkadaşlık biçimi geliştirebilirler. Ne kadar isteseniz de, çocuğunuzun sınıftaki başka bir çocukla oyun oynamasını kesinlikle yasaklamayın; çünkü böyle bir yaklaşım ulaşmak istediğinizin tam tersi bir sonuç doğurabilir. Çocuğunuza karşı dürüst olun. Beğenmediğiniz arkadaşı hakkındaki kaygılarınız anlatarak, başka bir çocukla oyun oynamasının neden daha iyi olacağını açıklayın. Ana-baba ocağında iyi eğitilmiş bir çocuğun kötü arkadaşlara uymasından korkmamalıdır. Bir bakıma arkadaşsızlık, kötü arkadaşları olmasından daha sakıncalıdır. Çocuk arkadaşlarının yoluna gidiyor, onlara körü-körüne uyuyorsa önce evde edindiği eğitimde bir eksiklik aramak daha doğru olur. Her çocuk deneye deneye birazda kendi eğilimine uygun arkadaşlar bulur. O zaman ne yapmalıyız? Çocuğunuzu bir arkadaşlıktan vazgeçirmenin yollarından biri de, onun daha iyi başka bir arkadaşlık kurmasını teşvik etmektir. Alternatifini koymadan yasak getirmemelisiniz. Çünkü yapılmasını doğru bulmadığımız şeyleri kesin bir dille menetmek çözüm değildir. Niçin yapılmaması gerektiğini ona mantıki ve hissi delillerle izah etmeliyiz. Yoksa insanlar men edildikleri şeylere karşı daha fazla isteklidirler. İnsanları yanlışlarından vazgeçirmek için, onlara daha iyi bir alternatif sunmak lazım.
BİR HİKÂYE
Fakir bir kız çocuğu, yere atılmış bir şekeri görür. Hemen onu alıp ağzına götürürken, oradan geçen birisi durumu görür, koşar. “At onu yere, pistir, hasta olacaksın!’ Derse de çocuk şekere daha fazla sarılır. Adam bir anda ne yapılması gerektiğini anlar. Hemen orada bulunan bir şekerci dükkânına dalar, bir çikolata alarak kıza uzatır ve “al bunu ye, at o şekeri yere” der. Çocuk hiç duraklamadan şekeri fırlatır ve çikolatayı alır; adama sevinç dolu gözlerle bakar.
Çocuğun arkadaşlık ilişkileri ana-babanın denetimi dışında tutulmalıdır demek de doğru olmaz. Ne var ki, oyun gibi arkadaşlık da çocuğun ev dışındaki özgürlüğünün bir ürünüdür.
Çocukların arkadaşlığa verdikleri önem çok büyüktür. Arkadaşlarca aranıp benimsenmek çoğu kez büyüklerce beğenilmek veya derslerde başarılı olmaktan önde tutulur. Gerçekten çocuklar arasına da yürütülen araştırmalarda en beğenilen, en çok oy toplayan arkadaşların, en uyumlu çocuklar olduğu ortaya çıkıyor. En beğenilenler; canlı, dışa dönük, atılgan, bağımsız, neşeli ve iyi huylu çocuklardır. Bu çocuklar zekâ ve başarı yönünden ortalamanın üstünde olmakla birlikte en zeki ve en yetenekliler arasında değildirler. Övüngen, üstünlük taslayan, gürültücü, mızıkçı ve saldırgan olanların en az beğenilen arkadaşlar olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı?
Kaynak : Bilinmiyor
4 Haziran 2010 Cuma
Bir Çocuğun Anne Babasından 10 isteği

1-Bana su getirmeyin,bana da su getirmeyin.Aramızda hizmetçi yok,herkes kendi işni yapsın.Evde küçük yaşta işgücü kullanımı ve sevgi istismarına son!
2-Hata yapmama izin verin ki,gerçekten hataysa sonuçlarını görüp ders alayım.Hata değilse siz ders alın.
3-Her isteğimi bana almayın.Size karşılıksız kimse birşey vermiyor.Herşeyin bir çalışma mukabili elde edileceğini öğrenmeme izin verin.Sonuçlar çalışmanın ürünüdür.
4-Benim özgürlüğüm sizin özgürlüğünüzdür.Bir yer gitmek istediğimde müsade edin.Bana kaçta döneceğimi değil,ilkeleri söyleyin. ''İyi insanlarla birlikte ol ve kendini koru!'' gibi bir söz benim için saat kaçta döneceğimden daha anlamlı ve faydalıdır.Yoksa ben yapacağımı, gündüz gözüyle de yaparım.
5-Okulun amacı öğrenmektir.Derslerden kaç aldığım değil, bir şey öğrenip öğrenmediğime bakın. Beni yarın hayatta ayakta tutacak olan aldığım notlar değil,öğrendiklerin olacaktır.
6-Benimle ilgili fikirleriniz elbette var. Ama arada benim ne düşündüğümü, ne hissettiğimi de sorun ve gerçekten dinleyin.Aramızdaki problemlerin çoğu iletişimsizlikten kaynaklanıyor.Konuşmak kadar dinlemeyi de öğrenelim.
7-Ben dürüst olmak istiyorum, beni yalan söylemek zorunda bırakmayın. Size yalan söylemeye başlarsam, bazen bilmeniz gerekenleri de öğrenemeyeceksiniz.
8-Söylediklerinize karşı çıktığımda size değil, söylediklerinize karşı çıkıyorum. Siz de bana değil, söylediklerime karşı çıkın.Kelimeler incinmez ama bizler inciniriz. Yani ''sen aptalsın!'' yerine ''Bu söylediğin fikir güzel değil!'' diyelim birbirimize.
9-Toplum içinde guru duyacağınız bir şahsiyet olmam, sizin bana bir şahsiyet gibi davranmanıza bağlı.
10-Sizden beklediğim şey tek başına sevgi değil, aynı zamanda saygı. Küçüklerime sevgi, büyüklerime saygı hikayesi geçen yüzyılda kaldı. Benden saygı istiyorsanız ben de sizden saygı isterim.
Alıntı GENÇ BEYİN DERGİSİ
25 Nisan 2010 Pazar
30 Mart 2010 Salı
Ödev Yapmayan Çocuk
Çocukların ödeve soğuk bakmaları ve ödev yapmak istememelerinde ailelerin ve öğretmenlerin bazı yanlış tutumlarının etkisi olabilir. Bu kitabın temel konusu aile içi ilişkiler olmakla birlikte bu konuda öğretmen davranışlarıyla ilgili birkaç saptama yapmak da faydalı olacaktır. En azından anne babaların dikkatleri bu konuya çekilirse çocuklarının öğretmenleriyle eşgüdüm halinde ödev yapmama sorununa çare bulabilirler.
Ödev çocuk için bir korku nesnesi haline geldiyse çocuk ödevden de okuldan da soğur. Okul günleri aklına geldikçe bile irkilir, o günleri nefretle ve soğuk duygularla hatırlar. Böyle durumlarda çocuğun öğrenmesi de zaten kalıcı olmaz. Ödevi böylesi bir korku aracı haline getirmeme konusunda anne babalar kadar öğretmenler de duyarlı olmalıdır. Verilen ödevler bütünleştirici, konunun anlamına yardımcı, çocuğu sıkmadan merak uyandıracak mahiyette az ama öz olursa çocuk için daha faydalı olacaktır.
Çok başarılı bir öğretmen emekli olurken genç bir meslektaşı kendisine başarısını neye borçlu olduğunu sormuş, başarılı öğretmen şöyle cevap vermişti: "Öğrencinin başarılı olabilmesi için dersi sevmesi, dersi sevebilmesi için öğretmeni sevmesi, öğretmeni sevebilmesi için de öğretmenin öğrenciyi sevmesi gerekir. Öğrenciyi seversen ona öğretmek daha kolay olur."
Gerçekten de sevginin çocukları etkileyici bir gücü vardır. Bu gücü kullanabilmek için öğrenciye değer vermek gerekir. Öğrenciyi azarlayan, aşağılayan, hata yaptığı zaman yerin dibine batıran, arkadaşları arasında küçük düşüren öğretmen modeli bu çağın modeli değildir. Ne yazık ki hâlâ öğrencileri aşağılayan, kaba kuvvet uygulayan öğretmenlere rastlayabiliyoruz. Halbuki çocukta korku duygusu yerine sevgi duygusunu harekete geçirerek öğretmek çok daha kolaydır. Öğretmen öğrenciye sevgiyle yaklaştığı zaman çocuğun beyni öğrenmeyle ilgili bir mutluluk kimyasalı salgılar ve öğrenme kalıcı hale gelir.
Ailelerin yaptıkları eğitim hatalarından ilki ise çocuk okuldan gelir gelmez onu dersin başına oturmaya zorlamaktır. Dinlenmesi için hiç fırsat vermeden, hemen ödevini yapmaya zorlamak çocuğun ödeve karşı antipati duymasına, kötü duygular beslemesine neden olur. Bazı anneler sanki çocuk ödevi olduğunu, ders çalışması gerektiğini düşünemeyecekmiş gibi masanın başına oturtana kadar çocuğa sürekli çalışması gerektiğini hatırlatırlar. Çocuk hiç dinlenmeden ödeve başlatılırsa ödevden de oyundan bir tat alamaz. Halbuki çocuk okuldan geldikten sonra belli bir süre serbest bırakılsa, rahat bir nefes alsa daha verimli bir çalışma yapacaktır.
Sürekli ders çalışmasını hatırlatan bir anne varsa, çocuk onu gördüğü zaman sadece ders çalışma zorunluluğunu hatırlar, başka bir şey hatırlamaz. Anneyle çocuğun ilişkisi bozulursa, düzeltmek zor olur; oysa dersteki zayıflık bir şekilde telafi edilir. Onun için anneyle olan ilişkiyi bozmadan ders çalışmayı zevkli hale getirmek gerekir. Aynı şekilde öğretmenle öğrencinin ilişkisi de bozulmadan gidebilmelidir.
Çocuğun hayatının programlı olması gerekir. Okuldan sonra belli bir süreyi oyun ve dinlenme ile geçirmeli, ardından ders çalışmalıdır. Aileler de bu saatleri belirleyip çocuğun buna riayet etmesini sağlamalıdır.
Çocuk ders çalışırken ödevin konusunun yanı sıra hayatı, ders çalışma metodunu, disiplinli olmayı, zorluklara dayanmayı öğrenmelidir. Çocuğa güven duygusunun eşlik ettiği bir sorumluluk duygusu kazandırmak gerekir. Aksi halde sadece itaati öğrenir. Halbuki çocuk bireysel yaratıcılık, sorun çözme, insanlarla iletişim kurabilme gibi beceriler kazanmalı, sadece kurallara uyan, otoriteye itaat eden bir insan yetişmemelidir. Ancak özgür düşünen, farklı olabilen, sorgulayan, yeteneklerini geliştirebilen çocukların yetiştiği bir toplum gelişebilir. O nedenle ödev salt bir bilgi yığını değil hayat becerisi öğretebilmelidir.
Yapılan hatalardan birisi de ailelerin çok yüksek motivasyonlu olmaları ve çocuğa devamlı çok başarılı olmasını beklediklerini hissettirmeleridir. Ailedeki yüksek beklenti düzeyine ulaşamayan çocuk ne yaparsa yapsın ailesini memnun edemez. Bu nedenle "Nasıl olsa ben annemi ve babamı memnun edemeyeceğim" deyip yenilgiyi baştan kabul eder hiç çalışmamaya başlar. Aslında yeterince zeki olan çocuk, "yapamam, başaramam" duygusuna yenildiği için başarısız olur.
Hem öğretmen hem de aile hep olumsuza; çocuğun hatalarına, kusurlarına odaklanırsa çocuğun kendine güveni zayıflar, çalışma şevki kırılır. Sık sık verdiğimiz bir örnek vardır: Diyelim ki çocuk karne getirdi. Notlarının yedi tanesi iyi, üç tanesi zayıf. Çoğu ailenin yaklaşımı neden üç tane zayıf olduğunu sorgulamak şeklinde olur. Aileler bunu iyi niyetle, çocuğun daha başarılı olmasını istedikleri için yapıyorlar fakat farkında olmadan çocuğu ders çalışmaktan soğutuyorlar. Oysa "Bak, şu dersler pekiyi, bunları çok güzel başarmışsın. Hadi beraber bu üç zayıfı nasıl düzelteceğimizi düşünelim ve bir çözüm bulalım" denirse çocuk "Annemle babam benim olumlu yönlerimi de görebiliyor" der ve dikkatini zayıfları düzeltmeye verir, başarabileceğine inanır ve çözüm üretir.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Visalyolcusu'ndan Alıntıdır