Şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2016 Perşembe

HER İNSAN ÖLECEK YAŞTA


Bir şey yap. Güzel olsun..
Çok mu zor ?
O vakit güzel bir şey söyle.
Dilin mi dönmüyor ?
Öyleyse güzel bir şey gör veya güzel bir şey yaz.
Beceremez misin ?
O zaman güzel bir şeye başla..
Ama hep güzel şeyler olsun.
Çünkü: "Her insan ölecek yaşta".

Şems-i Tebrizi

1 Şubat 2011 Salı

ARMAĞAN


Bunca yıl çok ışık birikti avuçlarımda,
Senin olsun..
Esinlen sevgi dokuyan ellerimden,
Bunca yıl şiirin, kardeşliğin, kavganın
Has bahçelerinde yarattım bu gerçeği,
Sabrım senin olsun.
Aşkım senin olsun..

Acıların sütüyle büyüttüğüm umutlar,
Mahpushane avlularında boy verdi,
Dolunay menekşelendi kirli kara camlarda.
Her görüşte yeniden vurulduğumuz ana evren
Özgürlüğe boyadı saksımdaki çiçeği
Senin olsun..

Biz ki acılar döneminden
Ellerimizi kirletmeden geçtik.
Direncim senin olsun,
Sevgim senin olsun!
Şükran Yurdakul

2 Eylül 2010 Perşembe

GÜLÜMSEYEN GÖZLER



Gülümseyen gözlerle bakmalı hayata.
Fotoğraflar mutlulukları yansıtmalı
Renklerinde coşkuları olmalı çocukluğun
Seyrinde dalıp kaybolmalı anıların, umutların.
Düşündürtmeli tüm hüzünleri
İçini burkmadan acıların.
Hayalini kurmalı yarınların ve düşürmeli arzuları yakamozlara.
Göz kırpmalı hayat denizin çığlığında.
Suları durgun ve mavi.
Fotoğraflar açlığı yansıtmalı.
Güzelliklere, saygıya, dostluğa, doğaya , duruluğa.
Rüzgar kokusunu getirmeli yamaçlardan.
Saflığın timsali papatyaların.
Sarısında hazan gülleri olmalı, şiddetinde gözleri.
Bakmalı yeşili çayırların.
Fotoğraflar bizi yansıtmalı
Önce insanlığı, sonra mantığı, sonra sevdaları.
Alıntı

18 Mayıs 2010 Salı

HAYAL LİMANINDA DEMİRLEYEN YELKENLİYE



bilseydin; baharımdı seni bana getiren
bir vedâya ağlayan içli melekler gibi
anlasaydın; Ülkemden hazineler götüren
her bakisi öteden birini bekler gibi
üşüdüğüm sahrada bu deniz sanki serâp
hep aynı dakikada dönüp duruyor zaman
O'nsuzlukta dermanım değil, derdim de hara
ey uyuyan yelkenli, ateşte sen de yan
tahtını en büyülü divânda bulmalı
açılmalı sonsuzluk sularında engine
fırtınalar kopsa da, umudumuz olmalı
limanları boyarken gökkuşağı rengine
yapayalnız kalıyor O'nsuz kumlarda köpük
O'nunla damla damla kuruyor mâsum deniz
batırır en devâsâ gemiyi bile bu yük
ardında birer birer soluyor düşlerimiz
bilseydin; yakınında soluklanan çiçeğin
izlerine mahsuptur çatlayan dudaklarım
âyinimiz sürecek o büyük vakte değin
hâtırası köz olsa, yüreğimde saklarım
Nurullah GENÇ

29 Mart 2010 Pazartesi

beni güzel hatırla


beni güzel hatırla bunlar son satırlar....
farzet ki bir rüzgardım esip geçtim hayatından
ya da bir yağmur sel oldum sokağında
sonra toprak çekti suyu...
kaybolup gittim belki de bir rüya idim senin için..
uyandın ve ben bittim....

beni güzel hatırla
çünkü sevdim seni ben, her şeyini....
sana sırdaş oldum dost oldum, koynumda ağladın ..
yüzüne vurmadım hiç bir eksikliğini, beni uzdun, kınamadım
alışıktım vefasızlığa, el oldun, aldırmadım.. .

beni güzel hatırla
sayfalarca mektup bıraktım sana...
şiirler yazdım her gece çoğunu okutmadım..
sakladım günahını sevabını içimde
sessizce gittim...
senden öncekiler gibi sen de anlamadın...

beni güzel hatırla
sana unutulmaz geceler bıraktım
sana en yorgun sabahlar...
gülüşümü, gözlerimi sonra sesimi bıraktım
en güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka....
söylenmemiş merhabalar sakladım her köşeye
vedalar bıraktım duraklarda.. .
ne ararsan bir sevdanın içinde
fazlasıyla bıraktım ardımda....

beni güzel hatırla
dizlerimde uyuduğunu düşün
saçını okşadığımı üşüyen ellerini işittiğimi
mutlu olduğun anları getir gözünün önüne
alnından öptüğüm dakikaları..
birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün
şaşırtmayı severim biliyorsun
bu da sana son sürprizim olsun
simdi seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
beni güzel hatırla
gidiyorum..
Alıntı

16 Mart 2010 Salı

ACELE ET



Islanmak istiyorsa çatlamış saçların
Bahar kokulu toprağın yüreği gibi
Yağmur sonsuza dek yağmayacak
Acele et

Aç göğsünü ufuklara simdi durmadan kalbin
Acele et

Yıldızların arasından senin yıldızını göreceğiz
Ve senin çiçeğini çiçeklerin arasından
Bir defa koparacaklar
Bir defa kopacak son fırtına
Bir tane sen, bir defa sen, bir defa son

Bir daha simdi olmayacak
Bu şarkıyı bir daha duyamayacaksın rüzgarın kucağında
Bu dans, ağaçların dansı bitecek Güneş batmadan
Bir defa doğacaksın
Ve bugünkü Güneş bir defa doğacak
Bakınca ruhunla bak gözlerine kadının
Acele et batıyor Güneş

Bugünün cenazesini kaldırmadan dün geceki gibi
Hücrelerinle kokla tabiatı, bir daha dokunamayacaksın
Bir daha kapanmayacak gözlerin, hücrelerinle uyu
Bu elmayı santim santim ye, tüm yapraklarını öp çiçeğin
Acele et kervan göçüyor

Bitmez sandığın yolun yarısına bir çırpıda geldiğin gibi
Bir çırpıda son çırpınış, son defa son dalga gelecek
Okyanusun karnına göçtüğün zaman acele etme
Sonsuzluğa yetecek vaktin olacak
MUHAMMED BOZDAG

24 Ocak 2010 Pazar

TAŞ GAZELİ


Taş taş değil bağrındır taş senin
Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin
Bir katılıktır dinamit söker mi yürekleri
Başın bir kez bu kalbe çarpmasın ey taş senin
Kazmayı kayalara değil kalplere vur ey
Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin
Anne seninle bağrın döver gider mi acı
Hanidir Ferhat'tan aldığın ders taş senin
Sen de mi taşla bir oldun ey sevgili?
İşitmez oldun beni, kalbin taşdan taş senin
Ölüm sendendir bana, nedir taşlamak beni?
Bana güldür çiçektir attığın her taş senin
Gözünü dikme taşa işte parça parçadır
Şimşektir bir bakışın, dayanır mı taş, senin
Deprem değildir dağı ve beni sarsan
Bir bakışın komaz taş üstünde taş senin
Niçin çıktın dağlara evren çöl oldu Leylâ?
Topuğun öpmek için toz oldu dağ taş, senin
II.

Taş taş değil bağrındır taş senin
Nereni nasıl yaksın söyle bu ateş senin
Ülkendir taş ve beton bu yanlış kent
Her gün bir yanın biraz daha taş senin
Taş alanlarıdır taş insanları taşır bir
Nereye gelsen ey aşk, karşında bu taş, senin
Uygarlık, taşla taşımak çağlar üzre
Kolların bu denli güçlü müdür taş, senin
Bir taş devridir ama bağışla beni
Niçin bunca geldim üstüne ey taş seni
Bir İbrahim bıçağı ikiye biçer taşı
Sevgili nasıl kırdı kutlu dişin, taş senin?
Ölüm bir kasırgadır çevirir seni beni
Nedir kucağında kocaman taş senin?
III.

Bir bir yürürlükten kaldırıp çürümüş devrimleri
En gürbüz bir devrimi dikmek yerine, taş senin
Nereye koysam seni söyle ey yüreğim
Bir gün beni ele verir bu güçlü atış senin
Osman Sarı

14 Ocak 2010 Perşembe

FİLİSTİNLİ ÇOCUK VE KURŞUN



FİLİSTİNLİ ÇOCUK VE KURŞUN
Babam düşlerimde böylesine hiç sarılmamıştı bana
Soluklar gibi
Özlemim pencereme konan küçük bir kuşun sesineydi
Kurşun sesleri böldü düşlerimi
Benim düşlerimde misketlerim vardı rengarenk sımsıcak
Sizin misketleriniz acıtıyor bedenimi
Babamı düşlerimde böyle korku içinde hiç görmemiştim
Yüreği avuçlarındaydı gözleri kurşun eritiyordu
Düşlerimde koşardım bu sokaklarda tozu dumana katarak
Ama ben böyle dumanlı bir gün görmedim
Kurşun seslerinin çığlığına karışan
Annem düşlerimde okşarken saçlarımı
Sıcaklığı hiç kavurmamıştı böyle beni
Ama ben böyle bir ateş görmedim saçlarımı kavuran
Korku dolu düşlerimden çeker alırdı beni annem
Rüyalarının sıcak kollarına
Ama benim korku dolu rüyalarım hiç böyle uzamamıştı
Ellerim hiç böyle çaresizlikle yapışıp kalmamıştı
Bu sokağın çıplak soğukluğuna
Oysa benim düşlerimde bir melek vardı annem gibi
Kanatları nereye olsa yetişirdi
Dünya ne kadar kirlense de
Onun kanatları bembeyazdı hep
Ben bu oyunu hiç sevmedim baba
Nevzat Ketenci

16 Kasım 2009 Pazartesi

SEVİ ŞİİRİ


Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran, sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili

Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...
Ümit Yaşar OĞUZCAN

13 Mayıs 2009 Çarşamba

BAHARIN İLK SABAHLARI




Tüyden hafif olurum böyle sabahlar
Karşı damda bir güneş parçası,
İçimde kuş cıvıltıları, şarkılar;
Bağıra çağıra düşerim yollara;
Döner döner durur başım havalarda.

Sanırım ki günler hep güzel gidecek;
Her sabah böyle bahar;
Ne iş güç gelir aklıma, ne yoksulluğum.
Derim ki: 'Sıkıntılar duradursun!'
Şairliğimle yetinir,
Avunurum.
Orhan Veli

3 Mayıs 2009 Pazar

BEKLEYEN



Sen, kaçan ürkek ceylansın dağda,
Ben, peşine düşmüş bir canavarım!
İstersen dünyayı çağır imdada;
Sen varsın dünyada, bir de ben varım!

Seni korkutacak geçtiğin yollar,
Arkandan gelecek hep ayak sesim.
Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
Enseni yakacak ateş nefesim.

Kimsesiz odanda kış geceleri,
İçin ürperdiği demler beni an!
De ki Odur sarsan pencereleri,
De ki Rüzgar değil, odur haykıran!

Göğsümden havaya kattığım zehir,
Solduracak bir gül gibi ömrünü.
Kaçıp dolaşsan da sen, şehir şehir.
Bana kalacaksın yine son günü.

Ölürsün... Kapanır yollar geriye;
Ben mezarla sırdaş olur, beklerim.
Varılmaz hayale işaret diye
Toprağında bir taş olur, beklerim...
Necip Fazıl Kısakürek

20 Mart 2009 Cuma

BIRAKIP GİTTİĞİN KADARIZ


Bir dönüşle dönüyoruz
Hiç yağmur yağmıyor
Kum taneleri uçuşuyor üstümüze
Bir dönüşle dönüyoruz
Yorgunuz, tenimiz esmer
İçimizde mağrur bir hüzün
Yaralarımız var eczası olmayan vurgunlar
En çok kadınlarımıza yakışan ağlamakla
En çok erkeklerimize dokunan çaresizlikle
Yaklaşıyoruz hayatın ikindisine
Biraz daha yaklaşıyoruz
Bir el uzatımında akşamın alacasında

Bu
Senin gidişinin hemen ertesinde
Dudaklarımızın kuruduğu
Suların çekildiği Kızıl Deniz’in Dicle’nin
Önümüzde Musa elimizde asa ile
Yarıp geçtiğimiz Nil’in
Ve eteklerimizi savura savura
Tükettiğimiz birlikteliğimizin ardından
Kayıp giden yıldızların şarkısı gibiyiz

Bir dönüşle dönüyoruz
Ne güzel oluyordu
Sağımıza dönüp seni görünce
Ne güzel oluyordu
Düştüğünde önümüzde
Adı safranlara sarılı bir aşk gibi maceramız
Adı kıskanç kervanların zümrüt yüklerinde yazılı
Adı Leyla
Bir vaveyla
Kadar dokunsanız ağlamaklıyız

Bir dönüşle dönüyoruz
Seni unutmamak için şaşkın
İnanmamak için ölümüne inanıyoruz

Gittin mi aramızdan
Elini çektin mi üzerimizden
Bizi yetim
Şehrini öksüz bıraktın mı?
Ne yapalım işte
Ağlamamayı beceremiyoruz
Isındıkça kanayan dudaklarımızdan
Dökülen boş sözlerle birbirimize soruyoruz
Hava nasıl ?
Sat kaç ?
Yine çayırların yeşilliğinde otlayan kuzularımızın arasındayız

Yine çayırların üzerinde matem işliyoruz
İnceldiği yerden kopan dünya
Bir araftan yol bularak başımıza düşüyor
Gökkubbe patlıyor tepemize
Hissediyor anlıyor anlatıyor ama anlatamıyoruz
Bu dönüşle dönüyoruz
Bırakıp gittiğin kadarız
Hiç yağmur yağmıyor
Kum taneleri uçuşuyor üstümüze
Bir dönüşle dönüyoruz
Yorgunuz tenimiz esmer
İçimizde mavi bir hüzün
Yaralarımız var eczası olmayan vurgunlar
En çok kadınlarımıza yakışan ağlamakla
En çok erkeklerimize dokunan çaresizlikle
Yaklaşıyoruz hayatın ikindisine
Biraz daha yaklaşıyoruz
Bir el uzatımında akşamın tuhaf alacasında
Ne yapalım?
Hiç yağmur yağmıyor
Sensiz yürüyünce
Bir dönüşle dönüyoruz
Kıyamet bize
Kıyamet bize
Sen yine
Merhamet et bize
İbrahim Sadri

10 Mart 2009 Salı

CAN KURBAN


Bizim kapı dost kapısı
Girene canımız kurban
Selam: muhabbet tapusu
Verene canımız kurban

Nefisten soyunduk tül tül
Gitti beden, kaldı gönül
Özümüz bağ, sözümüz gül
Derene canımız kurban

Uzadıkça hasret demi
Şefkat atı çiğner gem'i
Yaramıza sabır em'i
Sürene canımız kurban

Hayat kilim, çile nakış
Dokuyoruz iniş, yokuş
Marifet manaya bakış
Görene canımız kurban

Kin marazdır, sevgi sanat
Yürekte kaynar her saat
Kimsesizlere kol, kanat
Gerene canımız KURBAN!
Abdurrahim Karakoç

DİYEMEM


Bu diyar bir ağacın gölgesi, geldim diyemem
Her yalan bir yalanın perdesi, bildim diyemem

Sorma ey can ta ezelden beri mahzun şu yüzüm
Ömrümün son günü gelmiş, daha güldüm diyemem

Ahuzarsız bir anım yok, deli kılmış beni aşk
Bu nasıl bir deliliktir, deli oldum diyemem

Kervanım göçtü fakat yol yüreğim içre durur
Yürürüm ben bana bensiz, geri kaldım diyemem

Arasam perdelerin sırrını, sır perde olur
Sende kayboldu da kaybım, seni buldum diyemem

Yadedilmez unutanlar, ezelin namesidir
İmdi nankörlük edip ah, unutuldum diyemem

Gönlü har sarsa da yar gül ağıdın yetmedi mi?
Hıçkıran ey, gülü-versen avutuldum diyemem

Bu semavi sana hem kul, şu an Ethem gibi hem
Halü haddim bilirim ben, sana kuldum diyemem
Serdar Tuncer

18 Şubat 2009 Çarşamba

DALGALAR GİBİ


İnsan sevgisinde böylesine coşkulu olmalı,
Dalgalar gibi;
Yeniden yeniden, hiç vazgeçmemeli sevdiğini söylemekten.

İnsan sevgisinde böylesine kararlı olmalı.
Dalgalar gibi;
Yeniden yeniden, kaçınmamalı sevginin gerektirdiği mücadeleyi vermekten.

İnsan sevgisinde böylesine yürekten olmalı.
Dalgalar gibi;
Yeniden yeniden, hiç bıkmamalı sevdiğini hergün yeniden yeniden sevmekten.

İnsan sevgisinde böylesine sadık olmalı.
Dalgalar gibi;
Yeniden yeniden, sürüklense de istemeden ayrı diyarlara,
sadece sevdiğinin kıyılarına vurmalı,
tertemiz, bembeyaz köpüklerini, yüreğini, sevdasını sadece
sevdiğiyle paylaşmalı.

Tüm sevgiler, sevgililer dalgalar gibi olmalı
Yeniden, yeniden...

Fidan Aykut / 5.7.2001/23:30- Mersin

6 Şubat 2009 Cuma

AYNALAR YOLUMU KESTİ


Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;

İste yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karsıma,
Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, gunah, hasad yerinde demet;
Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.

Necip Fazıl Kısakürek

27 Ocak 2009 Salı

YAĞMUR YAĞIYOR KENTİNE


Yağmur yağıyor kentine,
Hissediyorum.
Boynu bükük, suçlu gibi durma.
Yağmurlara karışıp
Düş gözlerimdeki sevda ateşine.
Sarıl, dudaklarımdaki ismine.
Rüzgâr esiyor kentine
Duyuyorum.
Gözü yaşlı bir yetim gibi durma.
Meltemlere sarılıp
Yüreğimin denizlerine uzan.
Gülüşlerimin sıcaklığında ısıt
Ayazlarda üşümüş ellerini.
Hüzün doluyor yüreğine.
Ağlıyorum.
Umutlara küskün bir yürek gibi durma.
Şafak vakitlerindeki güneşe katılıp
Baharlardaki güllere dokun.
Yıldızlara gülümse gözlerimin içinde.
Kanayan yaralarını sar,
İçimdeki birikmiş çocuksu düşlerimle..
Aşk yağıyor gözlerine.
Gülümsüyorum.
Sevilmeyen bir yürek gibi durma
Ucûbe binaların altında.
Yüreğini umutlarda ıslatıp
Gözlerime dokun gamzelerinle.
Sarıl, ıslak yüreğime.
İsmail Sarıgene

21 Ocak 2009 Çarşamba

SUYA YAZMAK


Yağmur yağmakta
Sen bilmezsin
Yağmurları severim ben.
En çokta yaz yağmurunda ıslanmayı
Hani ahmakıslatan derler ya
Ahmak saymam hiç kendimi.
Atarım kendimi yağmurun koynuna
Bedenim ıslanır
Ruhum yıkanır doyasıya
Yağmurla gelsen diyorum
Yıldız yıldız yağsan saçlarıma
Nefes olsan toprağıma
Kokuna hasret bu yürek
Kokunu çeksem nefes olsan dolsan içime
Güneşim olsan doğsan gözlerime
Bayram çocuğu olsam sevinçle baksam
Sevgiyi yakalasam gözlerinde
Biliyorum gelmeyeceksin
Oysa ben kaç kez geldim
Yağmur bulutlarıyla gönül kapına
Yağmadım yağamadım bildim de
İçime akıttım damlalarımı
Yağmurla gelsen diyorum ya
Biliyorum gelmeyeceğini
Yazıyorum yine de
Çocukken sonbahar yağmurunda
Camın buğusuna yazı yazardım
Annem kızardı camlar kirlenir diye.
Ben aldırmaz yazar silerdim.
Sana yazmak, suya yazmak gibi
Şimdi anam görse yine kızar
Bu defa farklı kızar bu sana yazmalarıma.
Dedim ya suya yazı yazmak gibi.
Kötü bir alışkanlığım var benim
Sende kızıyor musun anam gibi? .
Bilmiyorum?
Bak hala yazıyorum
Yüreğimde bir çocuk
Demek ki büyümemiş hala...

20 Ocak 2009 Salı

MASAL


Çocuktum her şeyi anladığımı sanıyordum
Sonra büyüdüm, bombaların ve bankaların
Dağlardan ve ırmaklardan daha fazla olduğunu gördüm

Bahçıvanlar generallerden
Menekşeler mermilerden daha azdı

Yenilmişti dünya
Yenilmişti dünya

Duanın özgürleştiren rüzgarı
Çekilmişti yüzlerden
İnsanlar dua değil
Yönetmelik okuyordu

Nükleer artıklar ve çok uluslu yalanlarla kirlenmişti yüzümüz

Teknolojinin o yok edici,
O gri gölgesi düşmüştü yüzlere
Yenilmişti yüzümüz
Ve görüntü aynıydı
Bütün aynalarda

Her şey çok açıktı
Herkes kimsesiz
Herkes bir şeyin yoksuluydu
Hepimiz aynı anda yenilmiştik
Ve şarkılarımız kederliydi

Yanlış bir zamanda mı yaşıyordum ?
Çekip gitse miydim ?
Hayır!
Ne yanlış bir zamanda yaşıyordum
Ne de çekip gidecek bir yer vardı
Her yer aynıydı
Kaldım

Sürekli çağıran ve ayrım yapmayan toprak
Nasıl olsa beni de çağıracaktı!

* * *

Masal dünyanın bittiği yerde başlar
Biliyorum klasik zamanlarda değiliz artık

Ve masallar böyle anlatılmaz

Biliyorum!
Ben hiç masal yazmazdım
Dünya sisteminin hepimize anlattığı masal
Kötü olmasa bu kadar

Biliyorum!
Bir karınca türküsünden daha hafif olacak sesim

Biliyorum!
İnsanların birbirlerine olan yabancılığı büyüyecek
Dünya küçüldükçe

Biliyorum!
Telefonlar oldukça insanlar birbirini görmeyecek
Biliyorum!
Birbirimizi hiç görmeden ölücez

16 Ocak 2009 Cuma

TEŞEKKÜR EDERİM


İlkbahar gülüşünle
nisan kahkahanı
Kır çiçekleri gibi demet demet
sundun bana
teşekkür ederim...

Ne bildin ki bu kadar susadığımı kırmızıya
erinmedin,
ellerinle binlerce şafak patlattın
sundun bana
teşekkür ederim...

Nasıl korudun
Bu hüzün senfonisinde o çocuk yanını
Yüksünmedin
topaç çevirip
misket oynamama
İçimdeki çocukla sana
Teşekkür ederim...
"Bir şey değil" demediğin için
Teşekkür ederim.