Geçen günlerde nette dolaşırken tevafuken dolaşırken, resim ararken başlıktaki yazan siteyi buldum. Siteyi ve içeriğini paylaşmak istedim reklam felan olsun diye değil. Bilgilendirme amaçlı ve zaten nette uzun süre harcıyoruz. Bunu azda olsa kazanca dönüştürebiliriz diye düşündüm. En azından çoluş çocuğu olanlar çocukların girmesini isteseler ve kazanılan parayı harçlık olarak verseler kanımca bu bile yeter.
Daha önce Ad-Sense üyeliğimiz vardı ve belirli limite ulaşınca ödeme yapıyorlardı. Biz limite ulaşmamıza az bir miktar kala "Geçersiz Tıklama" diye bişi nedeni ile üyelik kapatıldı.
Bu sitede öle yaparmı bilmiyorum. O limite ulaşınca göreceğiz. Ama şimdilik günde bir reklama 0,80 Kr. veriyor. Bir günde iki veya üç reklam izletiyor. İlerde ne olur onuda bilmiyorum. Bu rakam küçük bi meblağ ama hepimiz nette bir sürü zaman harcıyoruz. Reklam izlemek ve bir siteye girip 5 dk'mızı ayırmak çok zor olmasa gerek değil mi? Ödeme sınırı 60 TL. Yaklaşık günde iki reklamdan ne kadar güne denk geliyor siz hesap edin. Ödenirse bedavadan bi 60 TL'niz olcak. Ben denemeye değer diye düşünerek paylaşmak istedim. Bu sitede Ad-Sense gibi yaparsa onada ben karışmam artık :)
www.izleyenkazaniyor.com
Aklıma gelmişken bu site ile ilgili olumsuz bi bilgi elde eden arkadaşlar olursa faydalanmak isteriz. Lütfen bizimle paylaşsınlar.
ARKADAŞLAR ARTIK BİZ BAKMIYORUZ.SONUÇ ÇIKMIYORMUŞ.UĞRAŞMAYA DEĞMEZ.ARAŞTIRAN OLURSA DİYE BU KONUYU BURDAN KALDIRMAYACAĞIZ.
SELAMETLE KALIN
YUUCEL_19 30.08.2009
19 Nisan 2009 Pazar
İZLEYEN KAZANIYOR
18 Nisan 2009 Cumartesi
MATEMATİK SORUSU
3 kişi düşünün. Para birleştirip bir radyo almaya gidiyorlar.
Radyo 30 lira.
Hepsi 10′ar lira koyup radyoyu almaya gidiyor.
Fakat sonra tezgâhtar radyonun indirime girdiğini ve 25 liraya düştüğünü hatırlıyor.
Çırağına 5 lira verip, gidip para üstünü iade etmesini istiyor.
Çırak 5 lirayı 3 kişiye bölüştüremeyeceğini düşünüp 2 lirayı cebine atıyor ve 3 lirayı 3 kişi arasında bölüştürüyor.
Böylece radyoyu 9′ar liraya almış oluyorlar.
Şimdi:
9×3=27
Çırak da cebine 2 lira attı 27+2=29
Peki, geri kalan 1 liraya ne oldu?
Biraz düşünün eğer kolaya kaçmak istiyorsanız...
Cevap bu linkte...
15 Mart 2009 Pazar
ARAFAT'TA SOYUNMUŞ HACIYA DÖNMEK
Arafat, Mekke-i Mükerreme'ye yaya olarak altı saatlik mesafede bir dağdır. Haccın şartlarından biri de bu dağa çıkıp dua etmektir. Hacı adaylarının ihrama büründükleri yer de burası olup hac müddetince bedenlerinde dünya nimetlerinden hiçbir şey bulundurmamaları, sadece dikişsiz iki parça bez ile örtünmeleri gerekir. Bu hareket hacı adayının, temsilî olarak dünyayı geride bıraktığının (terk-i dünya) göstergesidir. Dolayısıyla "Arafat'ta soyunmuş hacıya dönmek" sözü varını yoğunu birdenbire yitiren yahut bir vesile ile terk ederek yoksullaşan kişilerin durumunu anlatmak üzere söylenir.
Deyimdeki "soyunmuş" kelimesini "soyulmuş" diye söylemek yanlıştır. Öyle ya, Arafat'ta hırsızın ne işi olabilir?!.. Dünya kurumadı ya!..
İskender Pala
13 Mart 2009 Cuma
İlginç bir yazı
| İngilterede Yapılan Araştırmaya Göre... |
Bir ignliiz üvnsertsinede ypalın arşaıtramya gröe,Acizane'den alıntıdır. |
| |
24 Şubat 2009 Salı
SATRANÇ OYUNU VE KURALLARI
TAŞLARIN DİZİLİŞ KURALLARI
Satranç oyunu iki kişi tarafından oynanır.
İki ayrı renkte taşlar Şekil 1 de olduğu gibi karşılıklı ve özelliklerine göre sıraya dizilir.
Oyuna beyaz başlar ve karşılıklı oynanır.
Birbirinin taşını eksiltmek veya kendi taşını korumak kuraldır. Hamle olarak adlandırdığımız hareketlerde oyunun devamında başarı Şahı esir almaktır. Bu duruma MAT denir. MAT yapan oyunu kazanmış olur.
OYUN HAKKINDA
Bir oyuncu yaptığı hamle ile doğrudan doğruya karşı tarafın şahını tehdit edebilir. Bu durumda karşı tarafa ŞAH diyerek haber vermek lazımdır. Tehdit edilen bir Şahı üç şekilde korumak mümkündür.
1- Şah kendini tehdit eden taşı alabilecek durumda olabilir. Bu durumda karşı tarafın taşı alınarak tehlikenin önüne geçilebilir.
2- Şah karşı tarafın tehdit etmediği emin bir yere gidebilir.
3- Şah’ın önüne kendi taşlarından biri gelip tehlike önlenebilir.
Eğer Şah yukarıdaki yöntemlerle kendini koruyamazsa yani her şekilde tehlike altındaysa o zaman Şah teslim olur. Oyun biter.
Bir Şah, rakip Şah demeden kendi taşlarından herhangi birini oynatamıyor ve kendisi oynamak zorunda kalıyorsa, karşı taraf oynayacak her karede, şahı tehdit ediyorsa oyun berabere biter yani PAT olur. Çünkü Şah deyip karşı taraf uyarılmadan MAT yapılmaz.
ROK YAPMA
Rok; Şah ve Kale’nin ortak hareketi olup bir hamle sayılır. Şah bulunduğu karelerden birine doğru iki hareket ettirir. Aynı yöndeki Kale’de Şah’ın üzerinden atlatılarak bitişiğindeki kareye konur.
Rok aşağıdaki durumlarda yapılmaz.
1- Şah ile daha önceden hamle yapılmışsa
2- Kale daha önceden hamle yapmışsa
3- Şah’ın bulunduğu, şahın geçmesi gereken yada Şah’ın gideceği kareler rakip taşın tehditi altında bulunuyorsa.
4-Şah ve rok yapacağı kale ile arasında taş varsa
BERABERLİK – PAT
Bir oyuncu karşı tarafın Şahını her zaman Mat edemez. Eğer her iki tarafın bir birlerini yenmeye gücü kalmamışsa oyun berabere biter yani PAT olur.
1-İki Şah karşı karşıya kalmışsa oyun PAT olur.
2-Bir Şah, bir Fil veya bir Ata karşı bir Şah durumunda oyun PAT olur.
3-İki taraf aynı hamleleri oynarsa veya bir taraf karşı tarafa devamlı Şah derse oyun PAT olur. Üç hamlede oyun değiştirilmelidir.
TAŞLARIN HAREKETLERİ VE OYNAMA KURALLARI
Taşların hareketleri birbirine benzemez. Her taşın kendine ait hareketleri vardır. Eğer bir taş hareket edebildiği istikamette karşı tarafın taşına rastlarsa o taşı alabilir. Eğer taşı almak istemezse oyuncu istediği bir taşı oynayabilir. Her alınan taş oyundan çıkartılır, aynı kareye hamle yapan tarafın taşı konur. Şimdi taşların hareketlerine geçelim;
PİYON(ER): Bulunduğu dikeyde ileri doğru bir kare gider, ancak başlangıç yerinde istenirse ilk çıkışta iki kare ilerleyebilir. Er geriye doğru ve yatay gidemez. Bitişik çaprazına gelen taşı alabilir. Piyon karşı tarafın en son karesine giderse, her taşın yerine geçebilir. Bu durumda birden fazla vezir olması mümkündür.
AT: At (L) şeklinde bir hareketle 3 kare birden gider ve kendi taşları ile rakip taşların üzerinden atlar. Atladığı karede rakip taş varsa alabilir. At tahtanın kenarına ve köşesine giderse hareket alanı kısıtlanır. Atı en iyi kullanabilmek bol egzersiz yapmakla doğru orantılıdır.
FİL: Gerek beyazın, gerekse siyahın ikişer Fili olup bunların biri beyaz diğeri siyah karededir. Filler oyun boyunca aynı renk karelerde kalır. Çapraz olarak hareket eder. Kenara ve köşelere yaklaştıkça hareket edebileceği kare azalır. Kontrol ettiği karelerdeki rakip taşları alır.
KALE: Dikey ve yatay yönde her kareye hareket edebilir. Kalenin hareket yönünde kendi taşı varsa üzerinden atlayamaz yanına konur. Eğer hareket yönünde karşı tarafın taşı varsa onu alır ve yerine konur. Yani kale kendi taşı ve rakip taşın üzerinden geçemez.
VEZİR: Yatay, dikey ve çapraz olarak her yöne gidebilir, hareket yeteneği en çok olan taştır. Bu nedenle en değerli taştır. Tahtanın kenarında ve köşelerinde hareket alanı daralır. Vezir kontrolünde bulunan karelerdeki rakip taşları alabilir.
ŞAH: Şah oyundaki en kıymetli taştır. Bulunduğu kareden her yöne bir kare ilerleyebilir. Köşede bulunduğunda gidebileceği üç kare vardır. Rakip tarafından alındığı anda oyun biter.
TAŞLARIN DEĞERLERİ
VEZİR : Bir Kale ile bir Fil’den kuvvetlidir. İki Kale bir Vezirden kıymetlidir.
KALE : Bir Fil veya bir At ile iki Piyona eşittir. Bir Kale iki Filden zayıftır.
AT VE FİL : Aynı kıymettedirler. 3 Piyonla eşittirler. Bu değerler oyunun değerine göre değişebilir.
SATRANÇ OYUNUNDA DİĞER KAİDELER
1- Oyuna beyaz taşlar başlar. Beyaz taşı kimin alacağı kura ile belli olur.
2- Tahtanın sağ köşesine beyaz hane gelmelidir.
3- Yanlış koyulmuş tahta farkına varıldığında oyun bozulur. Yanlış tahtada kazanılan oyunun kıymeti yoktur.
4- Eğer taşlar eksik veya yanlış dizilmişse beş hamleye kadar tarafların itiraz etme hakkı vardır. Beşinci hamleden sonra bu hakkı kaybolur, oyun bozulmaz.
5- Tutulan taş oynamak zorundadır.
6- Oynanan ve elden bırakılan taşı geri almak yasaktır.
7- Bir oyuncu, oynamayacağı bir taşa dokunursa veya karşı taraf hamlesini yapmadan kendi taşına dokunursa Şah’ını oynatmakla cezalandırılabilir. Eğer Şah yerinden oynamıyorsa bu cezadan vazgeçilir.
8- Bir oyuncu taşı yanlış yere koymuşsa karşı taraf taşın doğru olarak yerine konmasını veya yerinde kalmasını isteyebilir yine Şah’ını oynatma cezası verilebilir.
9- Taraflardan biri rakibin Şah’ını tehdit eden bir hamleyi farkında olmadan yaptığında ve bu hamle daha sonra fark edildiğinde Şah’ın tehdidine kadar olan bütün hamleler geri alınır. Eğer hamleler hatırlanmıyorsa, oyun sayılmaz.
10- Oyunculardan biri karşı taraftan zayıf ise rakibinden 50 hamlede oyunu mat yapmasını isteyebilir.
11- Bir oyuncu iki hamle üst üste oynarsa karşı taraf istediği hamleyi oynatır.
23 Şubat 2009 Pazartesi
YARATICILIĞIN KARA KUTUSU
Çocuğunuz televizyonun önünden hiç kalkmıyorsa, bu onun zeki olduğunun bir göstergesi değil. Bu nedenle, aileler evlerine televizyon almadan önce bir kez daha düşünseler iyi olur.
Amerika'da yapılan bir araştırmaya göre, evinde televizyon bulundurmayan ya da sadece belgesel diziler sunan kanalları seyreden ailelerin çocukları, daha yaratıcı oyunlar oynuyor, sosyalleşiyor ve okulda daha başarılı oluyorlar.
Nielsen Medya Araştırma Şirketi'nin araştırmalarına göre, ABD'de eve televizyon sokmayan hanelerin sayısı sadece yüzde 2'de kalsa da, televizyonsuzluğun ailelere, çocuklara, akraba ve dost ilişkilerine kattığı değerler çok daha yüksek oranda.
Öğrenim düzeyi yüksek ebeveynlerin tercih ettiği televizyonsuz yaşam tarzıyla, çocukların, TV kutusundan sunulan hayattan daha karmaşık olan yaşam kültürünü idrak etmeleri amaçlanıyor.
TV seyretmeyen çocuklar, yaratıcı oyunlarla kendi kendilerini eğlendirmeyi öğrendikleri gibi, ne yapmayı istedikleri hakkında da kendi fikirlerine sahipler. Televizyonsuz evlerin çocuklarının, okuldaki başarı düzeyi de, derslere daha iyi konsantre oldukları için daha yüksek. Ayrıca, bu çocukların dünya ve hayat hakkındaki bilgileri de daha çok ve çeşitli kaynaklardan geldiği için daha geniş kapsamlı. TV seyredilmeyince, kalan zaman, daha sosyal faaliyetlerde değerlendiriliyor, arkadaş, akraba-dost ziyaretleriyle insan ilişkileri ve iletişimi güçleniyor.
Televizyon programları beğenilmiyor
Kendileri 10-20, belki de 30 yıl televizyon seyrederek yetişen, şimdinin ana-babaları olan nesil ise, TV programlarının içeriğinin son yıllarda yozlaşıp, daha çok cinsellik ve seks, kötü dil, tatsız, renksiz şaka ve esprilere, kötü, kaba tavır ve davranışlara yer verilmesinden şikayetçi.
Öte yandan, televizyonsuz ailelerde, reklamların çocuklarda birtakım şeylere ihtiyaçları olduklarını sanmaları ya da istediklerini almaya cezbetmesi sorunu da ortadan kalkıyor ve çocukları tüketim kültüründen uzak tutmaya çabalayan TV'siz aileleri başarılı kılıyor. Bazı aileler de, çocuklarına Discovery Channel gibi belgesel diziler gösteren kanalları izletip, eğitimlerine katkıda bulunmayı amaçlıyorlar. Aileler, çocuklarıyla bu kanallardaki belgeseller hakkında konuşmalar yaparak, görüş alışverişlerinde bulunuyorlar. Hıristiyan Katolik inancına sıkı sıkıya bağlı aileler de, TV, video cihazı, bilgisayar oyunları gibi bulundukları ortamda elektronik eğlence, dikkat dağıtıcı unsurlar olmayan çocuklarının dua etmeyi ve spiritüel bir hayata sahip olmayı daha kolay öğrendiğini savunuyor. TV-Turnoff Network'ün (TV'yi Kapatın Şebekesi) verilerine göre, ABD'deki ailelerin büyük kısmında ise, günde yaklaşık 8 saat televizyon seyrediliyor.
Bu araştırmaya göre, 1 yaşındaki çocuk haftada 6 saat TV seyrediyor, 8-16 yaş grubundakilerin yarısından fazlasının kendi odasında televizyon bulunuyor.
14 Şubat 2009 Cumartesi
SEVGİLİLER GÜNÜ
Malumunuz olduğu üzere bugün özelde Hristiyan dünyasında ve genelde tüm dünyada Sevgililer Günü olarak kutlanılan ve kapitalist sisteme hizmet edilen gün olan 14 Şubat günüdür. 14 Şubat'ın ne anlama geldiğini ve kökenini araştırmak istedim ve aşağıdaki yazı elime geçti. Bende sizinle paylaşmak istedim. Bence Hristiyanların kutlamış olduğu diğer günler gibi bugünde bizi hiç ilgilendirmemektedir. Tıpkı yine hristiyanların kutladıkları şu kabaklı mabaklı gün gibi.
Sevgililer Günü yüzyıllarca süren bir çingene geleneğinden kaynaklanır. Milattan önce 4. yüzyılda Romalılar zamanında genç erkeklerin Tanrı Lupercus'a ulaşabilmeleri için her yıl özel bir ayin düzenleniyordu. 13-19 yaşlarındaki genç kızların isimleri bir torbaya konuluyor ve genç erkekler bu torbadan bir isim çekiyorlardı. Bu çiftler bir yıl boyunca, bir sonraki çekilişe kadar birlikte yaşıyorlardı.
Hıristiyanlığın ilk zamanlarında din adamları bu 800 yıllık geleneğe son vermek için hikayeyi zamanlarına adapte ettiler. Tanrı Lupercus'un yerine de 200 yıl önce ölmüş olan piskopos Valentine'i koydular.
Milattan sonra 270 yılında imparator olan Claudius evliliği yasaklamıştı. Ona göre evli erkekler askerlik hizmetini layığı ile yapamıyorlar, akılları geride kaldığından cephede ölümüne savaşamıyorlardı.
Interamma Piskoposu Valentine imparatorun bu kararına karşı çıkarak sevgilileri davet ediyor ve büyük bir gizlilik içinde onları evlendiriyordu. Claudius aşıkların dostu bu din adamının yaptıklarını öğrendi ve onu sarayına getirtti. Genç din adamının kararlılığından ve ikna kabiliyetinden etkilenen imparator fikirlerini ve Hıristiyanlığı terk ederse onu affedebileceğini söyledi. Valentine direndi ve sonunda 14 Şubat 270 tarihinde, önce dövülüp, taşlanıp sonra başı kesilerek öldürüldü.
Zindanda öldürülmeyi beklerken, Valentine zindancının kör kızına aşık oldu. Ölümün karşısında bile inançlarından vazgeçmeyen Valentine manevi gücü ile kızın gözlerinin açılmasını sağladı ve ölüme giderken ona 'From your Valentine' (Senin Valentine'inden) diye başlayan bir mektup bıraktı. Bu başlık sonradan Sevgililer Günü'nde yazılan mektuplarda kullanılan bir simge oldu.
Kiliseye göre Valentine'in hikâyesi Lupercus efsanesinin yerini almaya çok uygundu. Milattan sonra 496 yılında Papa Gelasius şubat ayının ortalarında yapılan Lupercian festivalini yasakladı ancak Romalıların şans oyunlarına olan düşkünlüklerini de bildiğinden işin kura kısmını muhafaza etti.
Bu sefer torbaya azizlerin isimlerinin yazıldığı kâğıtlar konuluyor, evlenmeyi düşünen çiftler torbadan hangi azizin ismini çekerlerse takip eden sene onun hayat tarzı gibi yaşamak zorunda kalıyorlardı. Şüphesiz bu epey farklı bir kura çekimiydi. Çektiği azizin ismine göre birçok erkek hayal kırıklığına uğruyordu.
Zamanla erkekler beğendikleri kızlara, tombaladan çıkan kartın yerine kendi yazdıkları kartları göndermeye başladılar. Zaten kilise de kendi kura sisteminden bir süre sonra vazgeçti. Evlenen gençler için tek aziz olarak Valentine tanındı. Bu sayede de Romalıların yüzyıllar boyu kutladıkları çingene festivali, kilisenin kutsal bir gününe dönüştü. Erkeklerin gönderdikleri kartlar da yasal bir şekilde Aziz Valentine adına gönderilir, Şubatın 14'ü de Aziz Valentine günü olarak anılır oldu.
Hıristiyanlıkla birlikte Valentine Günü kartları da yayıldı. Bilinen ilk kart 1415 yılında Orleans Dükü Charles'ın Londra'da hapiste iken eşine gönderdiği kart olup halen British Museum'dadır. Sevgililer Günü'nde kırmızı gül gönderme âdeti de Fransız kralı XVI. Louis'in karısı Marie Antoinette'e bu günde kırmızı güller göndermesiyle başladı.
Sevgililer Günü'nü diğer özel günlerden ayıran bir farkı vardır. Anneler Günü, Babalar Günü, Öğretmenler Günü gibi günleri hayatımızı yönlendirmiş, dünyaya getirmiş, büyütmüş, eğitmiş, büyük emek sarf etmiş tek bir kişi için kutlarız. Onlarla artık bir araya gelemediğimiz zamanlarda bu günler vasıtasıyla hatırlar, gönüllerini alırız. Sevgililer Günü ise her sene bir başka kişiyle, yıllarca hayatın paylaşıldığı sevgililer unutulup, üç gün önce tanışılan biriyle kutlanabilir.
18 Eylül 2008 Perşembe
ÇORUM LEBLEBİSİ
Kuruyemişlerin hemen hepsi, yaş sebze veya meyvelerin kurutulması; bazılarının da bir kere kavrulması ile yenebilecek kıvama geliyor. Çorum'un meşhur sarı leblebisinde ise durum biraz farklı. Leblebi, zaten kuru olan nohuttan yapılıyor. Nohutun leblebiye dönüşmesi, yaklaşık birbuçuk ayı bulan işlemler zincirini gerektiriyor.
Çorum'da çocukluğundan beri leblebi işiyle uğraşan Kadir Usta'nın hem imalathane hem de satış yeri olarak kullandığı dükkanı, tarihî değer taşıyan bir fotoğraf gibi karşılıyor müşterileri. Tek kavrumluk leblebiler çuvallardan tenekelere, oradan leğenlere dolduruluyor. Odun ateşi ile yeterli sıcaklığa ulaşan fırına aktarılan leblebiler son kavurma işleminden sonra tekrar çuvallara doldurularak dumanı üzerinde satışa sunuluyor. Tüm bu aktarma işlemleri sırasında Kadir Usta'nın elleri arasından akan leblebiler sanki ustasının deneyimini kazanmışcasına dökülecekleri yeri biliyorlar ve bir teki bile dışarı düşmüyor.
Çorum'da her köşebaşında bir leblebici dükkanı bulmanız mümkün. Öteden beri bu yörede yetişen nohutun iriliği ve leblebiye dönüşüm sırasındaki kavurma işlemleri, haklı bir üne kavuşturmuş Çorum leblebisini... Altmışlı yıllardan sonra artık bölgede yetiştirilen nohut, leblebi üretimine yetmemeye başlamış ve başka bölgelerden nohut getirilmiş. Buna rağmen Çorum leblebisi ününden hiçbirşey kaybetmemiş. Senelerdir liderliğinden taviz vermemesinin nedeni de kuşaktan kuşağa aktarılarak bugüne ulaşan kavurma işlemlerindeki beceri olsa gerek. Nohuta ayrı bir lezzet ve altın sarısı rengini kazandıran geleneksel leblebi üretimi bir yandan devam ederken, odunun yerini tüp gazın aldığı daha modern yöntemler de kullanılmaya başlanmış.
Leblebi yapmak için öncelikle ateş tuğlası, kerpiç, tava ve karıştırıcıdan oluşan bir kavurma ocağı gerekiyor. Karıştırıcı ve tava dışında, ocağı genellikle her imalatçı kendisi yapıyor. Ocakta yakıt olarak kullanılan odunların is yapmayan cinsten olması gerekiyor; aksi taktirde leblebinin tadı etkileniyor. Tarife gelince... Eleme işleminden geçirilen nohutlar boylarına göre ayrılıyor. Birinci kavurma işleminden sonra sıcak olarak çuvallara doldurulup iki gün dinlendiriliyor. İkinci kavurma işleminden sonra yine aynı şekilde iki gün dinlendirilen nohutlar kuru bir yere serilerek bu kez 15-20 gün bekletiliyor. Bu dinlendirme süresinin az veya çok olması ve önceki kavurma işlemleri, leblebinin tadı ve daha sonraki kavurma işlemlerinin performansı açısından oldukça önemli. Leblebi adayı nohutlar üçüncü kavurma işleminden önce nemlendirilerek çuvallara doldurulup bir gün bekletiliyor. Bu kavurma işlemi sırasında nohutların kabukları ayrılıyor. Buna "tek kavrum leblebi" adı veriliyor. Tek kavrum leblebiler, bir iki gün sonra, ihtiyaca göre son bir kez daha kavrulup satışa sunuluyor. Leblebinin acılı, tuzlu veya karanfilli çeşitlere dönüşmesi, bu son kavurma aşamasında gerçekleşiyor. Çocukluk anılarımızı süsleyen şekerli cinsi, yani "leblebi şekeri" ise kısa bir son kavurma aşamasından sonra şekerciler tarafından imal ediliyor. Bu arada hemen belirtelim; beyaz leblebi veya diğer adıyla sakız leblebi ayrı bir uzmanlık dalı ve Çorum'a da başka yörelerden geliyor.
İmalat sürecinden de anlaşılacağı gibi, bu kadar çaba ve zahmet, Çorum leblebisinin ününü yıllar öncesinden bugünlere taşımasının bedeli olsa gerek.
http://celal_1985.sitemynet.com adresinden alıntıdır.
11 Eylül 2008 Perşembe
AYAK SAĞLIĞI İÇİN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
- Dar kalıplı, üstü basık, sivri burunlu, yüksek topuklu ayakkabılar nasır ve benzeri bir çok problemin davetiyesidir. Ayak ağrılarını kulak arkası etmeyin. Kalıcı ağrı varsa bir uzmana görünün.
- Ayaklarınızdaki ısı ve renk değişmelerini, yaraları inceleyin. Kalınlaşan veya düzensiz büyüyen tırnaklar mantar belirtisi olabilir. Ayağın herhangi bir yerindeki büyüme normal addedilmez.
- Ayağınızı, özellikle parmak aralarını düzenli olarak yıkayın ve çok iyi kurulayın.
- Ayak tırnaklarını düz kesin ve çok kısaltmayın. Tırnakların kenarını kesmeyin. Batık tırnaklara neden olabilir.
- Şeker hastaları, kan dolaşımı problemi olanlar ve kalp hastalarının tırnaklarının başkaları tarafından kesilmesi daha doğrudur. Çünkü bu grup enfeksiyona eğilimlidir.
- Ayakkabının ayağa göre olması önemlidir. Ayakkabı alışverişinizi ayaklarınızın şiş durumuna denk getirin. Aşırı yıpranmış ayakkabıları mümkünse kullanmayın.
- Yaptığınız etkinliğe uygun ayakkabı seçin. Örneğin koşarken gündelik ayakkabınızı değil, koşu ayakkabısı giyin.
- Her gün aynı ayakkabıyı kullanmayın. Yara ve enfeksiyona açık ortamlarda yalınayak yürümeyin. Sandalet giyiyorsanız güneşli havalarda vücudunuz gibi ayaklarınıza da krem sürün.
- Ayak hastalıklarında kulaktan dolma ilaçlara rağbet etmeyin; küçük bir sorunu büyük bir soruna dönüştürebilirsiniz.
9 Haziran 2008 Pazartesi
KOLANIN FAYDALARI
1-Tuvaleti temizlemek için : Bir kutu kolayı klozetin içine dökünüz. Bir saat kadar bekleyiniz ve sifonu çekiniz. Koladaki sitrik asit hela taşındaki lekeleri yok edecektir.
2-Krom Tamponlardaki Pas Lekelerini Yok Etmek İçin : Tamponu Cola’ya batırılmış Marlboro Folyosuyla iyice ovunuz.
3-Akü Kutup Başlarındaki Çapağı Temizlemek İçin : Bir kutu kolayı kutup başlarına dökün ve çapak yok olsun.
4-Paslanmış Bir Civatayı Sökmek İçin : Coca-Cola’ya batırılmış bir bezi bir kaç dakika paslı civataya uygulayınız.
5-Harika Bir Jambon İçin : Bir kutu kolayı tepsinin içine boşaltın. Jambonu alüminyum folyoya sarıp fırına sürünüz. Jambon tam olarak pişmeden otuz dakika kadar önce folyoyu çıkarınız ki harika bir sos için jambonun yağı ile kola karışsın.
6-Elbisenizdeki Yağ Lekesini Çıkarmak İçin : Bir kutu kolayı lekeli giyeceklerin üzerine boşaltın. Deterjanı ekleyin ve her zaman yıkadığınız gibi yıkayın. Cola yağ lekelerinin yok olmasına yardım edecektir.
7-Cola, Arabaların Ön Camındaki Lekeleri De Yok Eder.
8-Ayrıca Biz Bu Maddeyi İçeriz! Bilgilerinize...
Cola ve Pepsi'nin ortalama pH değeri 3.4: Bu asidite dişleri ve kemikleri eritmek için yeterlidir. Cola'yı içmeden önce bir düşünün: Dünyada hiç kimsenin tavsiye edemeyeceği karbondioksit içiyorsunuz. İki yıl önce Delhi üniversitesinde "kim daha fazla Cola içecek" diye bir yarışma yapıldı. Sekiz şise Cola içen kazandı ve herkesin gözü önünde öldü. Çünkü, çok fazla karbondioksit almıştı ve kanında yeterli oksijen yoktu. Birisi kırılmış dişini bir şise pepsinin içine koydu ve diş 10 günde eridi! Dişler ve kemikler ölümden sonra en fazla dayanabilen organlarımızdırlar.
Bir şişe kola içerek midenize ve bağırsaklarınıza ne yaptığınızı bir düşünün…
Gerisi ve tercih size kalmış!
18 Nisan 2008 Cuma
BUNLARI BİLİYORMUSUNUZ?
Bu güne kadar bilinen en ağır böbrek taşının 1.36 kğ olduğunu
1952'de Londrada 3000 kişinin hava kirliliği yüzünden öldüğünü,
3.7 litre benzinin 3.000.000 litre içme suyunu kirletebildiğini,
1 litre motor yağının 800.000 litre içme suyunu kirletebildiğini,
Yetişkin bir ayının bir at kadar hızlı koşabildiğini,
Atların insanlardan 18 tane fazla kemiklerinin olduğunu,
geri kazanılar 1 ton cam ile yaklaşık100 litre petrolün tasarruf edilebildiğini,
Doğaya atılan atıkların yüzde 60 ının boya ve boya ürünleri olduğunu,
Bir kayın ağacı72 kişinin günlük oksijen ihtiyacını karşılaybildiğini,
Bir cam şişenin doğada 4 bin ,plastiğin 1000,,cikletin 5,bira kutusunun 100 ve siğara filtresinin 2 yıl yok olmadığını,
İnsan midesinin 2 haftada bir iç zarını yenilediğini,aksai halde kendi kendini sindirebileğini ,
10 Mart 2008 Pazartesi
Bunları biliyormusunuz?
Civcivlerin yumurtadan çıkabilmek için dişlerinin olduğunu(sonra kayboluyormuş)
Sarısalkım kuşunun 36 saat boyunca karay hiç inmeden 3.00 km uçabileceğini.
Yarasaların zifiri karanlıkta 0.6mm çapındaki bir teli bile tesbit edebileceğini.
Gözleri kaptılan bir yunusun,havuza atılan bir madeni parayı bile tespit edebildiğini.
Sineklerin saniyede2.000 defa kant çırpabildiklerini.
Yusufcuk böceğinin 40 km hızla uçabildiğini.
Baykuşların başlarını 270 derece döndürebildiklerini.
BİLİYORMUYDUNUZ?
3 Mart 2008 Pazartesi
Bunları biliyormusunuz?
-Ortalama bir insanda30.000-100.000 adet saç teli olduğunu,her gün 100 tanesinin döküldüğünü......
-İnsan vücudunun her 7 yılda ölen hücrelerin yerine yenisi gelerek tamamen yenilendiğini....
-Dünyaya her yıl düşen yağış miktarının eşit olduğunu.....
-Erkeklerin kadınlara göre 10 kat daha fazla renk körü olduğunu....
-Penguenin yüzebilen ama uçamayan tek kuş olduğunu....
-Sineklerin 5 gözü olduğunu....
-Dünyaya en yakın yıldızın güneş olduğunu....
-İlk çamaşır makinasını 1907 yılında Hurley Machine Co. tarafından pazarlandığını....
-Fenerbahçe spor kulübünün ilk adının '' Siyah Çoraplılar''olduğunu...
-İbni Sina'nın göz ameliyatı yaptığını....
-Bir kez hapşırdığımızda burnumuzdan 5000 civarında damlacık saçılacağını...
-İnsanın her 5 saniyede bir göz kırptığını.Yani günde17.000 kez yada yılda 6.25 milyon kez göz kırptığını...
-Kanın 5/4 ü,gözün yüzde 99'u ve bütün vücudun yaklaşık yüzde 702inin su olduğunu...
-Kirazın yenildikten sonra su içilirse midede yüzde 100 şişeceğini...
-Sığırların 4 tane midesi olduğunu...
-Atların insanlardan 18 tane fazla kemiği olduğunu...
-Zürafaların 35 cm uzunlukta dillerinin olduğunu...
-Baba penguenin Anne avlanmaya gittiğinde yavrusunu 6 ay ayakları üstünde taşıdığını...
BİLİYORMUYDUNUZ?
2 Mart 2008 Pazar
Bunları biliyormusunuz
Atların 1 ay ayakta durabildiğini.
Bir köstebeğin 1 saat içinde 45 mtuzunluğunda bir tünel kazabildiğini.
Bir filin hortumunda 50 bin adet kas olduğunu(Yerdeki bir bezelyeyi bile alabiliyormuş)Leoparın saatte 100 kilometre hızla koşabildiğini.
Kadınların erkeklere oranla daha fazla göz kırptığını.
insanların hayatları boyunca ortalama 40 kilo toz yuttuğunu(Amanınnn).
Dünyanın en hızlı koşan kuşunun deve kuşu olduğunu.
Bir kilo limonda,bir kilo çilekten daha fazla şeker olduğunu,
Timsahların renk körü olduğunu.
Sadece dişi kanaryaların öttüğünü.
Yarım kilo bal yapabilmek için arıların iki milyondan fazla çiçekten bitki özü toplamak zorunda olduklarını.
BİLİYORMUYDUNUZ?
