Sağlıklı Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlıklı Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2015 Cumartesi

MEYVENİN LEZZETİNİ BİN KAT ARTIRMANIN FORMÜLÜ!



Lezzetin de eşsizi olur mu demeyin! Herşeyin harikası, güzeli, mükemmeli, eşsizi oluyorsa lezzetin de eşsizi olmaz mı?
Bir Ramazan günü yolumuz Topkapı Sanayi Camiine düştü. Değerli dostumuz caminin imam hatibi dedi ki: "Hocam bizim cemaat alışkındır namazı kıldırdıktan sonra beş on dakika bir şeyler anlatıverin?"
Namazı bitirdikten sonra konuşmamıza; "Yediğiniz meyvelerin lezzetinin yüz kat, bin kat artmasını ister misiniz?" şeklinde bir soruyla başladık.
Dinleyeler, "Olur mu öyle şey! Elmaysa elma, portakalsa portakal, olsa olsa biraz lez­zetlisi, tatlısı olur o kadar. Tadının yüz kat, bin kat artması da ne oluyor?" dercesine merak ve hayret, bir o kadar da heyecanla yüzüme baktılar.
"Bu mümkün" dedim ve anlat­maya başladım. "Şu mübarek Ramazan gününde, faraza cami­nin içine bir nur inse, ışınlamavarî bir şeyler olsa, beyaz elbiseler içerisinde, nuranî bir zat enva-i çeşit meyvelerle dolu altın bir tepsiyle çıkagelse ve dese: Ben Cebrail'im, beni size Allah gönderdi. Bu kullarım benim rızam için oruç tutuyorlar, namaz kılı­yorlar. Ben de onlara iltifat olsun diye bu meyveleri gönderdim. Zevkle, lezzetle yiye­bilirler."
Böyle şey olur mu demeyin! Faraza dedik ya, Cebrail (as) insan kılığında, Dıhye sûretinde Peygamberi­mize (asm.) vahiy getirdiğini biliyoruz. Böyle bir şey bizim için mümkün olmaz elbette. Mümkün olsaydı, neler hissederdik, o mey­veleri nasıl yerdik? Lezzetleri yüz kat, bin kat artmaz mıydı?
"Doğru!" dercesine başlarını salladılar ve ben devam ettim: Allah aşkına söyleyin. Cebrail (as) bize Allah'tan meyve getirdiğinde sevincimizden onları yemeye kıyamıyoruz, yediğimizde de çok farklı bir zevk ve lezzetle yiyoruz. Peki, o meyveleri Cebrail (as) altın tepsiyle getirdiğin­de Allah gönderiyor da, manavdan, pazardan satın aldığımız, ağaçların dallarından kopardı­ğımız zaman başkası mı gönderiyor? Cebrail (as) getirdiğinde başka duygular içerisine giriyoruz da, pazardan aldı­ğımızda niçin aynı heyecanı duy­muyoruz? "Bu meyve Rabbimin hediyesidir, ikramı ve iltifatıdır. Bana değer vermiş, en güzel şekilde ambalajlamış, gözü­mün, burnumun, dilimin, midemin zevkini düşünüp ona göre takdim etmiş, bana olan sevgisini böyle göster­miş. Nasıl heyecanlanmam, nasıl mutlu olmam, nasıl sevinmem?" düşünce­siyle yediğimizde aynı mutluluğu yine his­sedebiliriz ve Allah'ın lütfü, hediyesi, ikramı olduğunu düşünerek meyvenin kendi lez­zetinden yüz kat, bin kat daha üstün bir lezzet alabiliriz.
İşte meyvenin lezzetini bin kat artırma formülün
Şaban Döğen

16 Ocak 2015 Cuma

EN AZ YARIM DAKİKA ELİNİ YIKA

Bizim ufaklıklar bir kaç gündür Tinky ile Minky'nin çizgi filmlerini ve şarkılarını dillerinden düşürmüyorlar. Bizlerde oldukça memnunuz bu durumdan. Temizlik, beslenme  ve düzenli olmak için yapılması gerekenler kısa ve öz bir biçimde eğlenceyle karıştırılarak güzel bir çalışma yapılmış.
Eeee bizede faydalı gördüğümüz çalışmaları paylaşmak düşüyor.Beğenirsiniz umarız...


30 Ekim 2014 Perşembe

MEYVENİN LEZZETİNİ BİN KAT ARTIRMANIN FORMÜLÜ!



Lezzetin de eşsizi olur mu demeyin! Herşeyin harikası, güzeli, mükemmeli, eşsizi oluyorsa lezzetin de eşsizi olmaz mı?
Bir Ramazan günü yolumuz Topkapı Sanayi Camiine düştü. Değerli dostumuz caminin imam hatibi dedi ki: "Hocam bizim cemaat alışkındır namazı kıldırdıktan sonra beş on dakika bir şeyler anlatıverin?"
Namazı bitirdikten sonra konuşmamıza; "Yediğiniz meyvelerin lezzetinin yüz kat, bin kat artmasını ister misiniz?" şeklinde bir soruyla başladık.
Dinleyeler, "Olur mu öyle şey! Elmaysa elma, portakalsa portakal, olsa olsa biraz lez­zetlisi, tatlısı olur o kadar. Tadının yüz kat, bin kat artması da ne oluyor?" dercesine merak ve hayret, bir o kadar da heyecanla yüzüme baktılar.
"Bu mümkün" dedim ve anlat­maya başladım. "Şu mübarek Ramazan gününde, faraza cami­nin içine bir nur inse, ışınlamavarî bir şeyler olsa, beyaz elbiseler içerisinde, nuranî bir zat enva-i çeşit meyvelerle dolu altın bir tepsiyle çıkagelse ve dese: Ben Cebrail'im, beni size Allah gönderdi. Bu kullarım benim rızam için oruç tutuyorlar, namaz kılı­yorlar. Ben de onlara iltifat olsun diye bu meyveleri gönderdim. Zevkle, lezzetle yiye­bilirler."
Böyle şey olur mu demeyin! Faraza dedik ya, Cebrail (as) insan kılığında, Dıhye sûretinde Peygamberi­mize (asm.) vahiy getirdiğini biliyoruz. Böyle bir şey bizim için mümkün olmaz elbette. Mümkün olsaydı, neler hissederdik, o mey­veleri nasıl yerdik? Lezzetleri yüz kat, bin kat artmaz mıydı?
"Doğru!" dercesine başlarını salladılar ve ben devam ettim: Allah aşkına söyleyin. Cebrail (as) bize Allah'tan meyve getirdiğinde sevincimizden onları yemeye kıyamıyoruz, yediğimizde de çok farklı bir zevk ve lezzetle yiyoruz. Peki, o meyveleri Cebrail (as) altın tepsiyle getirdiğin­de Allah gönderiyor da, manavdan, pazardan satın aldığımız, ağaçların dallarından kopardı­ğımız zaman başkası mı gönderiyor? Cebrail (as) getirdiğinde başka duygular içerisine giriyoruz da, pazardan aldı­ğımızda niçin aynı heyecanı duy­muyoruz? "Bu meyve Rabbimin hediyesidir, ikramı ve iltifatıdır. Bana değer vermiş, en güzel şekilde ambalajlamış, gözü­mün, burnumun, dilimin, midemin zevkini düşünüp ona göre takdim etmiş, bana olan sevgisini böyle göster­miş. Nasıl heyecanlanmam, nasıl mutlu olmam, nasıl sevinmem?" düşünce­siyle yediğimizde aynı mutluluğu yine his­sedebiliriz ve Allah'ın lütfü, hediyesi, ikramı olduğunu düşünerek meyvenin kendi lez­zetinden yüz kat, bin kat daha üstün bir lezzet alabiliriz.
İşte meyvenin lezzetini bin kat artırma formülün
Şaban Döğen
Zafer Dergisi Ağustos 2012

23 Kasım 2013 Cumartesi

YEDİKLERİMİZ NE KADAR GÜVENİLİR

Amerikada bir belgesel grubu Amerika Birleşik Devletlerinde bulunan et fabrikaları, çiftliklerin ne kadar gevinilir olduklarını araştırmış ve bir belgesel yapmışlar. Bizde Türkiyede böyle bir belgeseller dizisi yapacak girişimciler bekliyoruz. Ancak burada bahsedilenlerin çoğu bizide ilgilendiriyor. İzleyelim... İbret alıp idrak edelim inş... Unutmadan lütfen bu konuda daha duyarlı ve hassas olalım. Gelecek nesillerin sağlığı ve güvenliği için bu çok önemli...

22 Ekim 2013 Salı

İnsanlığı nasıl kısırlaştırıyorlar?

İnsanlığı nasıl kısırlaştırıyorlar?
Üzerimizde bilinçli olarak oynanmış oynamalarla ilgili çarpıcı ve abartısız gerçekler. Gözlerinizi ve aklınızı dört açarak izleyin lütfen.

13 Eylül 2013 Cuma

BİR ANNE'DEN ANNE ADAYLARINA TAVSİYELER

Image Hosted by ImageShack.us

 
O hem bir çevre mühendisi, hem de aromatik bitkiler bölümü mezunu. Hepsinden önemlisi o 4 çocuk annesi. Deneyimlerini anne adaylarıyla başlayan değerli bir anne Saadet Hanım. İşte 4 çocuk annesinin deneyimleri:


Bu yazıya başlamadan önce sitemin önemli okuyucu kitlesi olan annelere şu kitapları okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum. Deccal Tabakta: Kemal Özer
Şeytan Ye Diyor: Kemal Özer
Ölüm Tohumları: W. Engdahl
İkizler 3,5 yaşında oldular. İlk doğdukları zamanlarda çevrenin etkisiyle sütümün ikizlere yetmeyeceğine inanarak -şu an çok pişman olduğum bir şey yaptım- ve bebeklerime hazır mama yedirdim. Tabi jetonumun düşmesi çok uzun sürmedi. Ve lohusalık döneminden sonra kendimi sorgulamaya başladım. Sütüm nasıl yetmezdi?
9 ay ikizlerimi ben taşımıştım, içimde beslemiştim. Ama şimdi çevrenin söylemleriyle hareket etmeye başlamıştım. Oysa ben bir robot değildim benim de düşünme melekem vardı. Ancak anneliğin verdiği hassaslıkla bebeklerime mama vererek zarar vermeye başlamıştım. Birkere kendimi yetersiz olduğuma inandırmıştım.

Bunun üzerine internetten Saracoğlu Hoca’nın tavsiyesi olan kürlere başladım. İnternetten aratarak Saracoğlu’nun bilhassa incir kürüne ulaştım. Gerçekten de sütüm o günden sonra arttı. Ve inanır mısınız 14 ay ikizlerimi anne sütüyle besledim. Sonrasında zaten bizimle sofraya oturmaya başladılar, önlerine kaşıklarını verip yer sofrasında yemeğe başladılar.

Şimdi gelelim esas mevzuya. Obesity in children İki sene önce bir arkadaşımın bana okumam için verdiği “Ölüm Tohumları” isimli kitapla başladı herşey. Kitaptan sonra artık hayatıma çekidüzen vermemin zamanı gelmişti. Sonrasında endüstri ağzıyla konuşmayan hocalarımı
Gıda Hareketi Başkanı Kemal Özer‘i, Prof Dr Ahmet Aydın‘ı, Dr. Yavuz Dizdar‘ı takip etmeye başladım, sizlere de şiddetle tavsiye ederim..

Anladımki artık endüstri kendi karından başka birşeyi düşünmüyor. Biz ve yavrularımız hiçbir zaman endüstrinin umrunda değildik. Hayatımda yaptığımız değişiklikler şunlar oldu.


 

Image Hosted by ImageShack.us


Yağ: Mısırözü, ayçiçeği yağı, margarinler ve marketteki yağları hayatımızdan çıkardık. Çünkü mısırlar ve ayçiçeği gdo’lu. Ayrıca endüstri zeytinyağıyla kızartma olmaz diye bir tez atmış ortaya. Buna da hiç inanmayın. Çünkü mısırözü ve ayçiçeği yağları gerçek yağ değildir. Çıkan yağ kapkara ve feci kokulu bir yağdır ve bu yağ tekrar fabrikasyon işlemlerden geçirilerek kokusuz ve renksiz bir sıvı elde edilir. Hayatımızda şu an sadece zeytinyağı ve tereyağı bulunuyor.

Şeker: Rafine şekeri komple hayatımızdan çıkardık. Hamur işi yaparsam ya da sütlü tatlı bunları pekmez ya da balla tatlandırmaya gayret ediyorum. Hatta katkısız kakao ile patenti kendime ait kakaolu pekmezli ıslak kek ve pekmezli kakaolu pudingim var. Merak eden arkadaş olursa tarifini paylaşırım. Sütlaç yaparsam da son anda balını ekleyip, altını kapatıyorum ya da şekersiz pişirip üzerine pekmez dökerek yiyoruz.

Tuz: Rafine tuzu kesinlikle kullanmam. Granül kaya tuzu kullanıyorum. Tuzu test etmek için bir çay bardağı sirkeye 1 kaşık atın, eğer köpürürse o tuzu kullanmayın. Rafine tuzlar birçok fabrikasyon işlemden geçer ve içerisinde birçok kimya artığı vardır. Ben çocuklarıma kimya yedirmek istemiyorum. Onları canlı, helal ve temiz gıdalarla beslemek istiyorum. Heleki son zamanlarda tuzlara E536 kodlu siyanür ekleniyorki Allah muhafaza buyursun. Herkesin tabağına giren birşey bu tuz. Ve FDA (Amerikan İlaç ve gıda dairesi) bunu yasaklamış. Ancak ülkemizde tuzların içinde akıcılığı arttırmak için siyanür kullanılıyor. Yeterki tuzun akıcılığı artsın, insanların ne önemi var ki. Kısırlaştır, kanserleştir, kökünü kurut gitsin.

Ambalajlı Gıdalar: Hayatımızdan bütün ambalajlı gıdaları çıkardık. Çünkü hepsinin içerisi gdo’lu soya ve gdo’lu mısırdan elde edilen katkı maddeleriyle dolu. Hatta modifiye mısır nişastası gdo’lu mısır nişastasının değiştirilmiş adı. Çocuklarımda buna gayet güzel uyum sağladılar. Hatta geçen bayram kendilerine uzatılan çikolatayı bile reddettiler. Tabi bunların olmasında duanın da çok büyük rol oynadığını düşünüyorum.

Süt: Sütümü sütçümden alırım her hafta. Yoğurdumu kendim mayalarım. Yoğurt mayalamak dünyanın en kolay şeyi. İkizlerin en çok sevdiği şey yoğurttur. Hazır ayran, yoğurt ve süt kesinlikle tüketmem. Bu konuda Dr Yavuz Dizdar’ın yazılarını okuyabilirsiniz: dayanıklı beyaz eşyaya dönüştürülen sütler

Tavuk: Hayatımızdan endüstriyel tavuğu çıkardık. Çünkü hem gdo’lu bir mahluk, hem de antibiyotikli, bol aşılı 40 günde 2,5 kg olan bir mahluk. Ve tavuk endüstrisinin işkenceleri. Daha öncede bahsetmiştim. Bakınız; gıda terörü. Tavukla ilgili Yavuz Dizdar’la yapılan bir röportaj.

Sebze-Meyve: Sebze, meyveyi mevsiminde tüketiriz. Meyvelerin ufaklarını sever çocuklarım. Bizim evimizde kışın domates, biber bulunmaz kesinlikle. Ancak konservesi vardır. Mevsiminde pişirilen sebzeler süsler mutfağımı. Kışın pancar, ıspanak, havuç, karnabahar, kereviz bulunur bizim evde. Hatta karnabahar yapraklarından bir yemek yapıyorum nefis oluyor. Saraçoğlu’na göre karnabaharın asıl vitamini yapraklarında. Karnabaharı alırken yapraklarını da isteyin. Ve hiç para ödemeden muhteşem sağlıklı bir yemek yapın.

Turşular: Sağlıklı turşular yapmaya çalışırım çocuklarıma. Bol sarımsaklı mevsim turşuları. Hem de kendi yaptığım sirkeden bir güzle oluyorki sormayın gitsin. Son favorim pancar turşusu. Pancar kansızlığa birebir.

Kuru Meyveler-Yemişler: Çocuklarıma ıvır zıvır yedirmiyorum demiştim. Bizim ıvır-zıvırımız kuruyemişlerdir. Kendi kırdığım ceviz ve fındık, kara üzüm(beyazlar kükürtlendiği için genellikle bundan alırım), kuru incir, kuru kayısı, kuru elma, iğde (ishali de geçirir)..

Komposto: Sağlıklı kompostoloar yaparım çocuklarıma, şekersiz. Kuşburnu atarım, incir(tadını verir), üzüm, kayısı, elma. Evdeki bitkilerden; ıhlamur, hatmi, tarçın, karanfil. Yöresel Yemekler: Yapaylıkları hayatımdan çıkardıkça ne kadar çok gereksiz şey varmış dedim hayatımda, sadeleştim. Dedelerimizin tüketmediği şeyleri tükettiğimiz için onların maruz kalmadığı hastalıklara maruz kalıyoruz. Köy yemeklerine hayatımızda daha çok yer vermeye başladım. Lahana çorbası, arpa çorbası, mısır ekmeği (geleneksel tohumdan üretilmiş mısırdan), fasulye turşusu, kaldirik turşusu..

Dedelerimin, ninelerimin yemeklerine daha bir sarıldım. Çünkü onlar uzun yaşadılar. Acaba köyünüzde eskiden kaç tane şeker hastası vardı hiç sordunuz mu annenize? Aslına bakılırsa mutfağım epey anlam kazanmış, çeşitlenmiş. Hani bir ayet var ya: “Birbirinizi tanıyasınız diye sizi milletlere ve soylara ayırdık.” Hucurat 13 Ben bu ayetin ışığında, farklı memleketten arkadaşlarımın yemek kültürlerini tanımanın ne kadar güzel olabileceğini düşündüm. Ve arkadaşlarıma geçen gelişlerinde lahana çorbası yaptım. Keşke arkadaş toplantılarında herkes kendi kültüründen yiyecekler yapsa da hem hamurişi gibi zararllı alışkanlıkları terketmiş oluruz hem de mutfağımıza yepyeni muhteşem sağlıklı lezzetler eklemiş oluruz. Naçizane bir fikrim.
Reçel: Şeker kullanmayınca reçelde bulunmuyor bizim evde. Ancak olgun meyvelerden şekersiz reçeller yapılabileceğini öğrendim. Bu fikri çok sevdim. Ve hemen önümüzdeki yaz olgun meyve reçelleri yapmaya başlıyorum. Yani sağlıklı reçeller eklemeye kahvaltımıza. Bütün bunları sizleri çaresizliğe sürüklemek için anlatmadım. Tek amacım çocuklarımızı-nesillerimizi korumak. Acaba neden teknoloji bu kadar ilerliyor ama hastalıklar hiç azalmıyor? Acaba yediklerimiz mi bozuluyor? Acaba birileri hastalıkları iyileştirmeyip insanları ilaç endüstrisine mahkum etmekte kararlı mı? İşte bu soruların cevabını verebilirseniz, kendinizi keşfetmiş ve ailenizi kurtarmışsınız demektir.
Ben bunları herkese anlatıyorum. Bazıları “hadi canım sende” diyerek bakıyor yüzüme. Ama ben anlatmaya devam ediyorum, anlatmaktan bıkmıyorum. Bir deniz yıldızını daha kurtarabilirsem ne mutlu bana diyorum. Hatta bir deniz yıldızı demek bir aile demek. Şimdilik aklıma gelenler bunlar.
Çocuklarımı elimden geldiğince kendi yaptıklarımla beslemeye gayret ediyorum. Bunları niçin anlattım. Çocuklarımın hastalıklarında bitkileri kullandığımı yazmıştım. Ancak bunları ise hastalanmadan önceki koruyucu sağlık gerekçeleri olarak anlattım.
Çocuklarımı böyle besliyorum ve hastalanınca da buradaki bitkilerle tedavi ediyorum: Çocuklarımın ilaçları olan bitkiler. Ama eğer çocuklarınızı gıda endüstrisine emanet ederseniz, O zaman da kendinizi ilaç endüstrisinin içinde bulursunuz. Çünkü unutmayın dünyada gıda ve ilaç teknolojisini üretenler aynı çokuluslu şirketler..
3-4 ay boyunca ünlü bir fast food firmasının ürünlerini tüketmiş ve şu anda karaciğer kanseri olan bir gencin teyzesi olduğumu söylersem, belki çığlıklarımın nedenini daha iyi anlarsınız.
Dua ümidiyle..


1 Ağustos 2013 Perşembe

AĞAÇLAR


STRESTEN KURTULMANIN KESTİRME YOLU: AĞAÇLAR

“Kendinizi gergin mi hissediyorsunuz? Hemen kalkın, size en yakın yerdeki ağacı seyretmeye başlayın. Eğer yakınınızda çam ağacı varsa daha da şanslısınız. Stres atmak için çamın üzerine yok.”

Bu görüşün kaynağı Teksas Üniversitesi. Bu sözlerin sahibi ise ağaçların insan üzerindeki etkileri konusundaki araştırmasını yakın zamanda tamamlayarak, araştırma sonuçlarını dünyaya açıklayan, Teksas Üniversitesi’nden Profesör Roger Ulrich.

Profesör Roger Ulrich’in araştırmalarına göre ağaçları seyretmek, üç-beş dakika bir ağaca bakmak insana sinir ilacı almışçasına rahatlatıcı etki yapıyor. Ağaçlık yollardan geçerek işlerine giden kişiler daha sakin ve rahat olarak işlerine başlıyorlar. Prof. Ulrich, sinirleri gevşetici etkisi açısından çam ağaçlarını özellikle öneriyor.

Araştırmalara göre çam ağacının stresi azaltıcı etkisi öteki ağaçlardan çok daha fazla. Görüntüsünün insanlara güzel duygular ve pozitif düşünce aşıladığı belirtiliyor. Üzerinde durulan bir diğer ağaç da çınar. Bol yapraklı çınar ağacını beş dakika seyretmek kişiyi rahatlatıyor ve stresten kurtarıyor. Profesör Roger Ulrich, ağaçlı yerlere uzak olanlar için de bilgisayar ekranında ağaçlı manzaralar ve ağaçlar arasında sanal gezinti filmleri öneriyor. Teksas Üniversitesinin bu konudaki açıklaması da şöyle:

Ağaçlara bakmak dallarını seyretmek rüzgârda uçuşan yaprakları izlemek stresten kurtulmak için en kestirme yol. Hatta pencereden üç- beş dakika bile ağaçlara bakmak, incecik dallarını uçlarına dek izlemek ayrı bir sinir ilacı. Gerçek ağaç olmayan ortamlar içinde bilgisayar var. Sanal ağaçlar aynı etkiyi yapabiliyor. Özellikle yüksek tansiyonluların “ağaçlı” rahatlamayla tansiyonları normale iniyor. Kaslar gevşiyor ve insan dinlendiğini, ferahladığını, stresini belli oranda üzerinden attığını hissediyor.     

10 Haziran 2013 Pazartesi

GDO (GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMA

Bundan yaklaşık 3-4 ay kadar önce abonesi olduğum Ribat Dergisi abonelerine hediye olarak bir kaç kitap verdi bunlardan birisi Kemal Özer'in Müslüman Diyeti idi. Kitap beni oldukça etkiledi ve diğer ketaplarını da aldım. Yediklerimizin içinde neler var, Deccal Tabakta ve Şeytan Ye Diyor. Güzel ve kesinlikle faydalı kitaplar. Beslenme ve sağlıklı olarak yaşamımızı yürütmek için basit ipuçları sunuyor kitaplar. Beni en çok etkileyen yönü ise yediklerimizin sıhhatinin hayatımızı ve ibadetlerimizi etkilemesi oldu. Pek çok programda değişik konularda röportajları var Kemal Özer'in inş. zaman zaman burdan paylaşacağım. Eğer ilginiz olursa kemalozer.com, gıdahareketi.org siteleri bu konuda sizi aydınlatacaktır. Ben sizi programla başbaşa bırakıyorum. Faydalanmanız dileği ile...

17 Şubat 2011 Perşembe

Ağız Ve Diş Sağlığı




Türkiye, ağız-diş sağlığı konusunda sınıfta kalan ülkeler arasında ilk sıralarda...

Doğru bilinen yanlışlar ve önemsenmeyen detaylar ağız sağlığının bozulmasına neden oluyor.

Yemeklerden hemen sonra dişleri fırçalamak besinlerdeki asitlerin ağızda dağılmasına neden olduğu için dişleri zayıflatıyor. Dişleri yemeklerden en az bir saat sonra fırçalamanın daha uygun olduğunu söyleyen Memorial Etiler Tıp Merkezi Diş Hastalıkları Bölümü'nden Dt.Hacer Esved Alireisoğlu, Türkiye'de ağız ve diş sağlığına yeterince önem verilmediğini söyledi ve bu konuda sık yapılan hataları şöyle sıraladı:

1-Diş macununun bilinenin aksine suyla ıslatılmaması gerekir. Islanan diş macunu etken maddesini kaybeder. Diş macunu leblebi tanesi büyüklüğünde kullanılmalıdır. Unutmayalım ki diş macunu sadece diş fırçalamayı kolaylaştırıcı bir ajandır.

2-Diş temizliği hakkında bilinen yanlışlardan biri de dişleri uzun süre ve sert şekilde fırçalayarak daha çok bakteri öldürüldüğü inancıdır. Yapılan araştırmalar iki dakikayı aşan fırçalamanın daha çok bakteri öldürmediğini gösteriyor. Dişlerin günde en az bir kez iki dakika süreyle çok sert olmadan fırçalanması ve diş ipi kullanımıyla ideal bir diş temizliği sağlanabilir. Sigara, çay ve kahve tüketimi fazla olanlarda meydana gelen dil pası kokuya neden olabilir. Bu durumda dişler fırçalandıktan sonra
dili de fırçalamak gerekir.

3-Doğal diş fırçası olarak bilinen elmanın yanı sıra çiğ havuç, patlamış mısır ve kereviz özellikle yemek aralarında tüketildiğinde mekanik bir temizlik sağlayacaktır.

4-Sabahları elma sirkesiyle gargara yapın ve sonra dişlerinizi fırçalayın.
Sirke, lekelerin yok olmasına, dişlerinizin beyazlamasına ve
dişetlerinizdeki mikropların ölmesine yardım eder.

5-Ağız kokusu gündelik yaşamda insanı sosyal ve psikolojik olarak etkileyen bir rahatsızlıktır. Kötü ağız kokusu, hem kişiyi etkiler hem de çoğu zaman mahçubiyete sebep olur. Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşikler kötü kokuya yol açar. Kahve çekirdeği çiğnemek bu sülfür bileşenlerini ortadan kaldırır.

6-Kakao çekirdeğindeki antibakteriyal içerik nedeniyle, çikolata dişlere zarar vermiyor. Şekerlemeler ise dişlerin baş düşmanı. Meyve sularındaki asit ise her türlü dişe zararlı. Aynı şekilde laktoz içeren süt de, diş çürüklerine yol açıyor.

7-Meyve suları, tatlılar, sert kıvamlı şekerler, karamel, muz gibi
yiyecekler dişlerde çürük oluşturma riskini artırıyor. Tatlı yedikten sonra süt, ayran içmek ve peynir yemek, şekerin ve ortaya çıkan asidin zararlı etkilerini önler. Ph seviyesini kontrol ettiğinden dişler için koruyucu kalkan oluşturur.

15 Nisan 2010 Perşembe

Sağlıklı Yaşama,İncelmek



dün akşam nilgün diye nlp uzmanını dinliyorduk ondan dinlediklerimi sizlerle paylaşmak istedim...

Çabuk kilo verdiren diyetler aldatmacadır.

İdeal vucut ölçülerine ulaşmak için bedeni aç bırakmak yerine kendini beslemelisin.Diyet yaptığında vücut kıtlıktayım diyerek kendini koruma altına lıyor.

Sağlıklı insanlar ihtiyaçları kadar yerler,şişman insanlar diledikleri kadar yerler.
Normal insanlar acıktığı için yer yemek vakti geldiği için değil.

Aç olmadan yemek yeme.aç değilken yediğin yemek direk olarak depoya gider.
Ziyafetlerde ise her gıdadan biraz biraz ye.hepsinden de tat.
Ama ölçüyü aşma.

Eğzersiz yaptığında tüm gün boyunca metobolizman çalışmaya devam eder....Ne kadar uzun agzersiz yaparsan o kadar çabuk sonuç alırsın...


sağlıklı yaşamak için 10 kural:


1-Her gün egzersiz yap(yemek yemeye vaktin varsa hareket etmeyede vaktin vardır.Bunu günlük bir alışkanlık yap.yürü,koş,hopla zıpla dans et,vücudunu hareket ettir.)
2-En az 20 dk egzersiz yap(Ne kadar çabuk forma girmek istiyorsan o kadar çok egzersiz yap,Gerekirse sabah öğle ,akşam.ama 20 dk dan az olmasın.çünkü beden 20 dk az egzersizde beden yağ yakıcı enzimleri üretmeye başlamaz bile)egzersiz

3-Her gün 3 kez 1o defa karından derin nefes al(derin nefes almak metobolizmanı Hızlandırdığı gibi bağışıklık sistemini de güçlendirecektir.

4-Sağlıklı, sana yaşam verecek yiyeceklerle beslen.Yiyecekler doğal hallerine ne kadar yakınlarsa o kadar sağlıklıdır.

5-Topraktan gelen gıdalarla hayvandan gelen gıdaları mümkün olduğunca ayrı tüket, birini öğlen ye birini akşam ye...

6-Meyveyi tek başına ye başka hiç bir yiyecekle karıştırma.

7-Vücudunun yüzde 80 sudur.Su miktarı yüksek gıdalarla beslen.sebze ve meyve,ot çeşitleri gibi.Yediklerinin yüzde 80 ni bunlar olsun.Her gün en az 2 porsiyon meyve,3 porsiyon sebze ye...

Şişman insanların günlük gıdalarının sadece yüzde 15 inin su miktarı yüksek besinler ihtiva ettiğini biliyormuydun..Yoğun besinler kalın bedenleri yaratır.

8-Her gün en az 8 bardak su iç.çay,kahve,cola buna dahil değil.İçtiğin her bardak suyun metobolizmanı hızlandırdığı bil.

9-Yatmadan 3 saat önce yemeyi bırak.Çünkü bedenin yatmaya hazırlandığı için metobolizmasını yavaşlatıyor.Gece geç vakitte yenilen yemek yakılamadığı için kalçalarına gider.
10-Sağlıklı Yaşama kendini adadığını her gün kendine hatırlat.Sağlıksız yaşam dolu dolu yaşanmamış bir hayattır.