İkinci oğlumuz Hamza bugün 1 yaşına girdi. Her geçen gün daha da gelişiyor. Ele avuca sığmadığı gibi birde tutamıyoruz. Ağabeyine çalışma yaptırmıyor, tek başına oyun oynattırmıyor, yemek sofrasında rahat durmuyor. sss sss deyip işi hallediyor.Aslında bu sss sss işi bizim hamza yaramazlık yapmasın diye şişt hamza'dan başladı.oda artık sss sss yapıyorsa bilki bir iş peşindedir :)
Yusufta git gide büyüyor. Kah sinir bozucu, kah şirin... Yemek yememe sorunu var azcık onun haricinde dil pabuç gibi...
Ömrü hayırlı olur inş.
İki kardeş... : )
Hep aynı duruş mazlum duruşlu Yusuf. Muzip, akıllı, her konuda bir fikri olur vede bahanesi...
ssss sss larla mütebessim bebek Hamza... İki dişli kahraman...Hareketli, birazda dediği olmasa kızan bir yapısı var bakmayın böle güldüğüne...
Owner
20 Aralık 2009 Pazar
HAMZA 1 YAŞINDA
18 Aralık 2009 Cuma
Eltime İlk Mektup Son Veda
Sesine, sözüne, yüzüne hasret başlıyorum mektubuma. Sana ulaşmayacağını bile bile yazıyorum işte… İçimi döküyorum şu satırlara…
Gidişinin ardından geçen 19 hüzünlü gün. Gelemeyeceğini bile bile gözlerimiz kapıda seni bekledik umutla. İznimiz bitti evimize döndük. Hala içimde bir korsun alev alev yanan. Sensiz 5 dk bile duramayan, kimselere emanet edemediğin yavruların alışıyor sensizliğe. Bensiz durmuyorlar derdin, doktora bile gidemezdin. Fedakâr anne, fedakâr eş, fedakâr gelin… Fedakâr elti… Fedakâr… Fedakâr kimseleri kırmazdın. Anlayışlı ve sabırlı idin. Herkesin dert ortağı oldun.
Her fırsatı değerlendirip bir araya geliyorduk. Birbirimize bakışımız bile sevgimizi anlatıyordu. Bakışıp ta tebessüm ederdik ya. O gül yüzünü gül sözünü özledim. Sana olan sevgimi yazıya dökmek ne kadar da zormuş. Sen anlardın ama, bilirdin bazen dile getirip canım seni çok seviyorum derdim. Tebessüm eder bende seni çook seviyorum derdin.
En son bayrama 1 hafta kala çoruma gittim. Hasta dediler. Çok merak ettim. İçim içimi yedi gelemedim yanına. iş vardı iş… İşi bitirdik te sende bitiyormuşsun anlayamamışız.Arefe günü Eşim geldi araba ile aldı sizi hemen. Kendini kanepeye zor bıraktın. Seni hiç böyle yorgun, bitkin ve de solgun görmemiştim. İçim acıdı, hiç bir şey yapamadım. Gözlerinle gülücükler dağıtırdın o halinden eser yoktu.
İlaçlar bana çarpıntı yaptı. Rahat nefes alamıyorum.
Kalbim daralıyor sanki dedin. Biz çalıştık derman bulup ta kalkamadın. İyi olsan dururmuydun hiç. Bizden önce sen koştururdun. Çok hızlı iş yapardın. Bu konuda hep sana imrenirdim. Ben senin gibi hamarat olamadım hayranım şu haline derdim. Gülerdin alışırsın zamanla olur derdin. Hiç kırmadan yüksünmeden cevap verirdin, dinlerdin beni. Kimselere anlatamadığımı senle konuşurdum. Sıkıntılarımı sana anlatırdım. Ömrün nede kısa imiş. Ne çok şey sığdırmışsın kısacık hayatına. Ne kadar da dolu yaşamışsın. Hayatın baharında derken ….
Bayram oldu sen hala düzelemedin. Rahat nefes alamıyordun. İlacı bıraktın ama çarpıntın hala geçmedi.defalarca doktora gittin sıkıntını anlayamadılar.ilaç verip yolladılar.Neden ben hala düzelemedim dedin.Annem Kızım bayram geçsinde bir uzmana git.Romatizman kalbine vurdu galiba dedi.İnşaAllah bayramı bir atlatayımda iyi bir doktora gideceğim...Ama bayram bitmedi gülüm...
Sen hasta idin bayramın bile tadı yoktu. Şöyle bir şen şakrak çıtır çıtır dönmedin evde. Etle uğraşıyorduk. Şamata gırgır iş uzadı. Canın daraldı. Neden bitmedi hala dedin. Sıkıntılı idin, kendini bir oraya bir buraya attın. Nereye yatacağını bilemedin. Mutfaktaki kanepeye uzandın. Her zaman ki gibi gözüne baktım. Seni böyle görmeye alışkın değiliz içim acıyor bu haline dedim. Rabbim şifa versin tez zamanda dedim. İnşaAllah dedin sadece inşaAllah…
Boğazın kuruyordu yanına sehpa ile 1 bardak su koydum. sağol dedin, çok sağ ol. Ne yaptım da gülüm 1 bardak su bile memnun etti seni.
Bayramın 3. Günü eşim aldı sabah sizi.gelir gelmez nefes nefese uzandın kanepeye.Halsiz ve solgundun.Her gün düzeleceksin diye umut ettik.sen hiç böyle olmazdın.Hiç hastayım demezdin.Akşama kadar yattın kalkamadın.Akşam ben rahat nefes alamıyorum beni hastaneye götürün dedin.Apar topar çıktık yola.
Arabada elini tuttum,avucunu çevirip parmaklarını kenetledin parmaklarıma.sıkıca tuttuk el ele gittik hastaneye kadar.Allah razı olsun dedin hakkını helal et.Bende ne yaptım ki gülüm dedim.Elini tutmuştum destek olmak için.Yapabileceğim başka bir şey yoktu.Elimden hiçbir şey gelmiyor du.Çarpıntın mı var dedim.Evet anlamında başını salladın.belli dedim kalbin yerine sığmıyordu sanki,ta dışarıdan fark ediliyordu.
Gögüs hastalıkları hastanesine gittik.Acil giriş yaptırdık poliklinikte pratisyen doktor vardı.O sırada akraban çıka geldi.Orada çalışıyormuş.Onun sayesinde kan tahlili,röntgen ve ekg çekildi.Uzman doktora muayene ettirdi..Kalbinde ritim bozukluğu var dedi.Devlet hastanesinde uzman doktor görse iyi olur dedi. Eğer orada problem çıkmazsa.hemen geri getirin.burada yoğun bakımda solunum cihazına bağlarız.Gözetim altında 3-4 gün kalır.Sıkıntısının nedenini buluruz dedi.
Oradan ambulans temin ettiler.Devlet hastanesinde de serum takıldı.oksijen verildi.Yarım saat kadar gözetim altında kalsın demiş doktor.Sonra yukarı servise çıkartın demiş.Eşinle gittin Almadılar beni beraberinde.20 dk sonra geldiniz.Ama rengin atmış sapsarı olmuştun.Alnında buz gibi terler.Doktor kalbinde sıkıntı yok şu an demiş.
Akşam boyu elini tuttum.Gözlerine baktım su istermisin dedim.Yine gözlerimizle konuştuk evet dedin.Dudakların kurumuştu.Yudumladın suyundan dudaklarını ıslattım bende.Vücudunun harareti çıkıyordu,yanıyordu sanki dudakların.Akşam boyunca yarım şişe suyu içemedin be gülüm İçinin yangınını söndüremedin bir türlü seni böyle yorgun görmek ne kadar zormuş.30 senenin yorgunluğumuydu kalkamadın,iyileşemedin.
Ambulansla gögüs hastanesine döndük.Ambulans acil kapısında durdu.Artık iyice dermanın kalmamıştı.bir koluna ben diğer koluna da eşin girdi.Zorda olsa kalktın zorda olsa yürüdün dimdik ayakta idin.Sandalye ile yatağına kadar getirdik.destek verdik kalkıp yatağına geçtin yine.Canım benim nasılda terlemişsin böyle dedim alnından öptüm,geçecek dedim geçecek birtanem az kaldı.Buz gibi terlerle dolmuştu alnın.Çok bitkindin biraz toparlanabilimisin dedim.Toparlanamıyorum dedin.Tamam böyle örteyim de üşüme dedim.
Dudakların kurumuş yine Su istermisin canım dedim.Evet dedin gözlerinle.Yudumladın.Su şişesini bıraktım.Masadaki gelen malzemeleri toparlıyordum.Döndüm sana baktım.Akşam boyunca düzeltemediğin yazmanı düzeltmiştin.İmrendim.Allahım nasılda güzelleşmiş.Annesine benzemiş dedim içimden.Eşin geldi yanımıza.işlemleri başlatmıştı.Bir kaç gün hastanede kalacaktık.
O ara elini tuttum yine.ellerin morarmıştı.Ahmet dedim ellerine bak çok üşümüş mosmor olmuş.Boğazından ses geldi.Eşin bak üşüdünde hıcıltın başladı yine dedi.işlemlerini yaptırıyorum az kaldı geçecek.Rahatlayacaksın dedi.Geri çıktı odadan.Ellerini avucumun arasına aldım ısıtmaya çalışıyorum.üfledim üfledim ısındın mı biraz gülüm dedim.Cevap vermedin bana.Yüzüne baktım dalmışmıydın.uyudun mu ne bu hal gülüm.
Fatma…Fatma…Fatma…neden cevap vermiyorsun.Kaldıramıyorum seni Fatma… Fatma…cevap ver ne olur bir ses ver be gülüm.Ne oldu sana ne oldu…Koridora koştum bir şey oldu bakın nolur diyebildim.Sağlık personeli toplandı hemen biliyormuydunuz.Ne kadar da çabuk doldunuz odaya.Bizi çıkardılar odadan.Dışarıdaydık bekliyorduk ümit ve korku içinde.Bıraktık seni yabancı insanların yanında tek başına.
Ne olmuştu birden az önce ellerimde idi elin.Anlayamadım yanında idim yanıbaşında.Sana veda edemedim herkes gibi.Ellerimden kayıp gittin, sessiz sedasız.ne bir ses ne bir veda.Sende mi anlayamadın gülüm.Nasıl oldu.45-50 dk uğraştılar kalbin bir kez bile tık dememiş.İyi olacak eve dönecektik.Ölüme mi getirmiştik seni elimiz boş eve nasıl dönecektik 2 yavruna ve ailene ne derdik,nasıl söylerdik.
Senle umutla çıktığımız kapıdan,gözyaşları ile başımız yerde girdik.yıkılmamak için zor duruyordum ayakta.KAYBETTİK…FATMAYI KAYBETTİK diyebildim.
Odaya girdim Hale uyanmıştı,yanına uzandım sensiz duramayan onlar için doktora bile gidemediğin yavrun sıkıntılı idi.Uyudu uyandı defalarca.Sessizce yattı sadece.Yenge annem nerde,neden getirmedin demedi….Diyemedi yavrum.Sessizce ağladım sabaha kadar yanında,yanıbaşında.Sadece ağlayabildim.
Ertesi gün verdik seni toprağa mezarlıktan seni bırakıp gitmez ne de zormuş.gözlerim arkada sen de gel hadi dedim Kalkamadın,gelemedin.gözlerimde yaşlarla SON VEDA idi bu sana….
SENİ ÇOK SEVİYORUM DEDİM.Ama bu kez cevap vermedin.Huzurla yat gül yüzlü,gül sözlü kardeşim benim…
ALLAHIM SEN MAĞFİRET ET…SEN AFFET…MEKANIN CENNET OLSUN.
Yuucel_19
17 Aralık 2009 Perşembe
BÜKÇE DİLİ
-İngilizce, Fransızca bir de kendi dilimi de sayarsak Türkçe'yle üç dil oluyor.
-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından
kullanılır. Sen buna "kadın dili" de diyebilirsin.
-Kadınların ayrı bir dili mi var?
-Tabi ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir
ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen
her erkek Bükçe'yi öğrenmeli.
-İyi de niye Bükçe?
-Çünkü kadınlar konuşurken genellikle, söyleyecekleri sözü, net söylemezler. Eğip
bükerler onun için dilin adını "Bükçe" koydum.
-Bükçe zor bir dil mi baba? diye sordu gülerek.
-Bana bak, çok önemli bir konu, eğleniyor gibisin biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu
olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek Bükçe
konuşurlar sonrada senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan
kolay, anlamazsan zor.
-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı
dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar.
-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır, cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından dolayı, sözlerini de dolaylı söylüyorlar. !kincisi, kadınlar
dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok
güçlü.
-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.
-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir
çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü
kendiler leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi
zannediyorlar. Onun için, leb, deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb, demek zorunda
kaldıkları için bile kızarlar. Niye, leb, demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor, diye canları sıkılır.
-Biz de bazen Canan'la böyle sorunlar yaşıyoruz. Niye düşünmedin, diye kızıyor
bana.
-Kızarlar oğlum kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler
gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendiler gibi düşünceli olmamızı beklerler fakat
erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle
çalışıyor.
-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?
-Var dedik ya oğlum, Bükçe'yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?
-Hazırım baba.
-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu,
Bükçe'de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana "bu gün bir elbise aldım." diye söylemez.
Elbise almak için dışarı çıktığı andan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için
kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından alırken yaptığı
pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikâye anlatır.
-Hikaye dili yani.
-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, "Hikâye anlatma, ana fikre gel, kısa
kes." demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde, bittin demektir. İster öyle de, istersen
"seni sevmiyorum" de. İki durumda da "seni sevmiyorum" demiş olacaksın.
-Ne alakası var, baba. Seni sevmiyorum demekle, kısa anlat demenin.
-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.
-Bu önemli, Bükçe'de dinlemek sevmektir, diyorsun.
-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken, bir şeyler
ima etmeyi severler. Biz erkeklerde imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve sözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.
-Geçen hafta Canan bana "Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi
duracağım." dedi. Ben de "Böyle de iyisin." dedim. Canı sıkıldı bir kaç saat surat astı.
"Neyin var." diye sordum. "Hiçbir şeyim yok." dedi. Sence nerede hata yaptım?
-Böyle de iyisin, derken o "de" ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu söyle
anlamıştır. Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi,
daha da güzel olabilirsin."
-Peki ne demem gerekiyordu?
-Sunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir
soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan
yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün "Hayatım sen zaten çok güzelsin, kilo vermeye
falan bence ihtiyacın yok." deseydin, o günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına
oturup, ağır mıyım, derse sakın "evet, biraz" falan deme "hayır" de. Yoksa bir daha
kucağına oturmaz.
-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi
bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.
-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla
sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine
hakaret olarak alır.
-Ve asla unutmazlar, değil mi?
-Aynen öyle. Yıllar önce annene, annesi için "biraz cimri" demiştim. Hala "Sen benim
annemi sevmezsin." der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok
göreceğim yere koyar.
-Hadi o konularda dilimi tutarım da, su ima isini çözmek zor geldi.
-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama
"sen sunu mu demek istiyorsun." diye asla yüzüne vurmayacaksın. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karsılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. "Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin." dedim. "Tamam" dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de kepekli ekmek arasına yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde, bu sıralar.
-Bu Bükçe'de kısa konuşma yok mu baba?
-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa
konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın,
soruyorsun, "Neyin var" diye. "Hiçbir şeyim yok." diyorsa, aman bir şeyi yokmuş, diye
bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.
-Bükçe'de "Hiçbir şey yok" demek "Çok şey var, benimle ilgilen" demek oluyor, o
zaman.
-Evet. Biz erkekler "Bir şey yok." diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece
başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir şey vardır ama su anda konuşacak bir şey
yok." diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi
olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım." demek istiyordur.
Çok nadirdir, gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp
bunaltmayacaksın tabi.
-Bir arkadaşım da kadınların "peki" demesi tehlikelidir, demişti.
-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan "kuru bir peki, olur, tamam" her zaman tehlikelidir.
Bu Bükçe de "Simdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım." demektir.
Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında "peki canım, olur
hayatım" gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.
-Zor bir dil baba.
-Yok yok gözün korkmasın. Bükçe, konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.
-Anlamak da pek kolay değil ama.
-Korkma o kadar zor değil. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda
kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar, ve konuşurken suçlayarak
konuşurlar fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.
-Nasıl yani?
-Mesela, karın sana "ne zamandır dışarı çıkmadık." derse bunu suçlama olarak
üstüne alma, seninle gezmek canı istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için
kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. "Daha geçenlerde gezmeye gittik."
gibi bir savunmaya girme. "Tamam, canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa
zamanda gideriz." de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi
olur.
-Küçük ama önemli detaylar.
-Aynen öyle. Mesela karın "üşüdüm" diyorsa, üstünü kalın giy demeni ya da kombiyi
açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.
-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe'yi. Ne kadar erken başlasak o
kadar çabuk kavrayabilirdik, belki.
-Haklısın aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden
dönülse kardır.
-Not mu alsaydım, epeyce detayı varmış dilin.
-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana
eksik öğretmem. Simdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük "Fark
etmez"dir. Fark etmezi kadınlar "Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap " diye anlarlar.
-En değerli sözcük nedir?
-Sen bil, bakalım.
-Seni seviyorum, demek herhalde.
-Evet, kadınlar "seni seviyorum" sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler
söylemiştim zaten biliyor diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.
-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor
bana.
-Ben de tam ona geliyordum. Kadınlar küçük şeylere önem verirler. Aksam ona sarıl,
televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım
et, salata yap, çay demle.
-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.
-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman
alacak, zor ve masraflı şeyler, değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana
paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını
karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla
geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama eğer sen hep alıp vermezsen, bir gün birden
patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.
-Tamam baba bunlara dikkat edeceğim.
Oğlumun telefonu çalmaya başladı. Arayan nişanlısı;
-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe'yi anlamaya başladım. Canan aradı. "Salonun
perdelerini ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak." dedi. Tam "Fark
etmez, sen seç" diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi "Ev de perde de umurumda
değil" gibi anlayacağı aklıma geldi. "Tabi canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben
senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen," dedim çok mutlu oldu. Kendi seçecek.
Alıntı
DÜRÜSTLÜK
Bir anne onüç yaşındaki oğlunun, sinemalara daha küçük çocuklara uygulanan fiyatlarla girebilmek için, gerçek yaşını gizlediğini fark etmişti. Çocuğa hem kendisi hem de eşi, dürüstlük konusunda uzun vaazlar verdiler. Ertesi hafta, oğluyla birlikte, bir gün önce bozulan arabasının tamire alındığı atölyeye gittiler. Teknisyenin vereceği haber kötüydü: Arabanın tamiri en az 2000 dolar tutacaktı. Ama birde iyi haberi vardı: Söz konusu tamiratın tümü garanti belgesi kapsamından karşılanabilecek nitelikteydi.
Asıl kötü haberi ise, garanti belgesini kontrol ettiklerinde almış oldular: Bunun tarihi bir hafta önce dolmuştu.
“Merak etmeyin” dedi tamirci, “tamirat tarihini birkaç gün önceymiş gibi gösteririm ve garanti kapsamına girer” Anne derhal kabul etti.
Dükkândan ayrıldıkları sırada oğlu döndü ve sordu : “Evet anne… Dürüstlüğün sınırı 2000 dolar mıdır?”
Steven W. Vannoy