30 Eylül 2013 Pazartesi
Kendine Bir İyilik Yap: Konforunu Feda Et, Konumuna Değer Kat
29 Eylül 2013 Pazar
28 Eylül 2013 Cumartesi
BEL BAĞLAMAK
Birisine güvenmek, bir işe ümit bağlamak yerinde kullanılan bel bağlamak, dilimize tarikat ritüelleriyle yansımış bir deyimdir. Sufiler, bir tarikata girmek ve ikrar vermek anlamında bel bağlamak derler. Fütüvvet ehli, kendi halkalarına dâhil olanlara şet (yünden dokunmuş kemer) kuşata gelmişlerdir. Mevlevilikte buna elifî nemet (keçeden dokunmuş uzunca kuşak), Bektaşilikte de tiğ-bent denilir. Bir kişi tarikata girince beline bağlanan bu kuşak, dervişin, artık o yolun bütün yasaklarını kabul ettiği, bütün emirlerini yerine getireceği anlamına gelir ve bu hususta kuşak kuşatma merasiminde kendisine telkin olunurdu.
Hayat tarzında köklü değişiklikleri öngören bel bağlamak, insana bir tür kurtuluş ve güven hissi telkin eder; böylece bel bağlayan kişi de huzur bulurdu. Bugün deyim, daha ziyade olumsuz anlamıyla "Sana bel bağlamıştım, bu işe bel bağladım, ona bel bağlanmaz, böyle bir işe bel bağlamak doğru değildir" gibi kullanımlarıyla yaşar. Tarikatların gittikçe yozlaştığı dönemlerin hatırasını taşıyan deyimin giderek tasavvufî anlamı unutulmuş, dilimizde güvensizlik anlamıyla yaşamaya devam etmiştir.
İskender Pala - İki Dirhem Bi Çekirdek
26 Eylül 2013 Perşembe
25 Eylül 2013 Çarşamba
OBUR KAPLUMBAĞA

13 Eylül 2013 Cuma
BİR ANNE'DEN ANNE ADAYLARINA TAVSİYELER
Şeytan Ye Diyor: Kemal Özer
Ölüm Tohumları: W. Engdahl
Bunun üzerine internetten Saracoğlu Hoca’nın tavsiyesi olan kürlere başladım. İnternetten aratarak Saracoğlu’nun bilhassa incir kürüne ulaştım. Gerçekten de sütüm o günden sonra arttı. Ve inanır mısınız 14 ay ikizlerimi anne sütüyle besledim. Sonrasında zaten bizimle sofraya oturmaya başladılar, önlerine kaşıklarını verip yer sofrasında yemeğe başladılar.
Şimdi gelelim esas mevzuya. Obesity in children İki sene önce bir arkadaşımın bana okumam için verdiği “Ölüm Tohumları” isimli kitapla başladı herşey. Kitaptan sonra artık hayatıma çekidüzen vermemin zamanı gelmişti. Sonrasında endüstri ağzıyla konuşmayan hocalarımı Gıda Hareketi Başkanı Kemal Özer‘i, Prof Dr Ahmet Aydın‘ı, Dr. Yavuz Dizdar‘ı takip etmeye başladım, sizlere de şiddetle tavsiye ederim..
Anladımki artık endüstri kendi karından başka birşeyi düşünmüyor. Biz ve yavrularımız hiçbir zaman endüstrinin umrunda değildik. Hayatımda yaptığımız değişiklikler şunlar oldu.
Yağ: Mısırözü, ayçiçeği yağı, margarinler ve marketteki yağları hayatımızdan çıkardık. Çünkü mısırlar ve ayçiçeği gdo’lu. Ayrıca endüstri zeytinyağıyla kızartma olmaz diye bir tez atmış ortaya. Buna da hiç inanmayın. Çünkü mısırözü ve ayçiçeği yağları gerçek yağ değildir. Çıkan yağ kapkara ve feci kokulu bir yağdır ve bu yağ tekrar fabrikasyon işlemlerden geçirilerek kokusuz ve renksiz bir sıvı elde edilir. Hayatımızda şu an sadece zeytinyağı ve tereyağı bulunuyor.
Şeker: Rafine şekeri komple hayatımızdan çıkardık. Hamur işi yaparsam ya da sütlü tatlı bunları pekmez ya da balla tatlandırmaya gayret ediyorum. Hatta katkısız kakao ile patenti kendime ait kakaolu pekmezli ıslak kek ve pekmezli kakaolu pudingim var. Merak eden arkadaş olursa tarifini paylaşırım. Sütlaç yaparsam da son anda balını ekleyip, altını kapatıyorum ya da şekersiz pişirip üzerine pekmez dökerek yiyoruz.
Tuz: Rafine tuzu kesinlikle kullanmam. Granül kaya tuzu kullanıyorum. Tuzu test etmek için bir çay bardağı sirkeye 1 kaşık atın, eğer köpürürse o tuzu kullanmayın. Rafine tuzlar birçok fabrikasyon işlemden geçer ve içerisinde birçok kimya artığı vardır. Ben çocuklarıma kimya yedirmek istemiyorum. Onları canlı, helal ve temiz gıdalarla beslemek istiyorum. Heleki son zamanlarda tuzlara E536 kodlu siyanür ekleniyorki Allah muhafaza buyursun. Herkesin tabağına giren birşey bu tuz. Ve FDA (Amerikan İlaç ve gıda dairesi) bunu yasaklamış. Ancak ülkemizde tuzların içinde akıcılığı arttırmak için siyanür kullanılıyor. Yeterki tuzun akıcılığı artsın, insanların ne önemi var ki. Kısırlaştır, kanserleştir, kökünü kurut gitsin.
Ambalajlı Gıdalar: Hayatımızdan bütün ambalajlı gıdaları çıkardık. Çünkü hepsinin içerisi gdo’lu soya ve gdo’lu mısırdan elde edilen katkı maddeleriyle dolu. Hatta modifiye mısır nişastası gdo’lu mısır nişastasının değiştirilmiş adı. Çocuklarımda buna gayet güzel uyum sağladılar. Hatta geçen bayram kendilerine uzatılan çikolatayı bile reddettiler. Tabi bunların olmasında duanın da çok büyük rol oynadığını düşünüyorum.
Süt: Sütümü sütçümden alırım her hafta. Yoğurdumu kendim mayalarım. Yoğurt mayalamak dünyanın en kolay şeyi. İkizlerin en çok sevdiği şey yoğurttur. Hazır ayran, yoğurt ve süt kesinlikle tüketmem. Bu konuda Dr Yavuz Dizdar’ın yazılarını okuyabilirsiniz: dayanıklı beyaz eşyaya dönüştürülen sütler
Tavuk: Hayatımızdan endüstriyel tavuğu çıkardık. Çünkü hem gdo’lu bir mahluk, hem de antibiyotikli, bol aşılı 40 günde 2,5 kg olan bir mahluk. Ve tavuk endüstrisinin işkenceleri. Daha öncede bahsetmiştim. Bakınız; gıda terörü. Tavukla ilgili Yavuz Dizdar’la yapılan bir röportaj.
Sebze-Meyve: Sebze, meyveyi mevsiminde tüketiriz. Meyvelerin ufaklarını sever çocuklarım. Bizim evimizde kışın domates, biber bulunmaz kesinlikle. Ancak konservesi vardır. Mevsiminde pişirilen sebzeler süsler mutfağımı. Kışın pancar, ıspanak, havuç, karnabahar, kereviz bulunur bizim evde. Hatta karnabahar yapraklarından bir yemek yapıyorum nefis oluyor. Saraçoğlu’na göre karnabaharın asıl vitamini yapraklarında. Karnabaharı alırken yapraklarını da isteyin. Ve hiç para ödemeden muhteşem sağlıklı bir yemek yapın.
Turşular: Sağlıklı turşular yapmaya çalışırım çocuklarıma. Bol sarımsaklı mevsim turşuları. Hem de kendi yaptığım sirkeden bir güzle oluyorki sormayın gitsin. Son favorim pancar turşusu. Pancar kansızlığa birebir.
Kuru Meyveler-Yemişler: Çocuklarıma ıvır zıvır yedirmiyorum demiştim. Bizim ıvır-zıvırımız kuruyemişlerdir. Kendi kırdığım ceviz ve fındık, kara üzüm(beyazlar kükürtlendiği için genellikle bundan alırım), kuru incir, kuru kayısı, kuru elma, iğde (ishali de geçirir)..
Komposto: Sağlıklı kompostoloar yaparım çocuklarıma, şekersiz. Kuşburnu atarım, incir(tadını verir), üzüm, kayısı, elma. Evdeki bitkilerden; ıhlamur, hatmi, tarçın, karanfil. Yöresel Yemekler: Yapaylıkları hayatımdan çıkardıkça ne kadar çok gereksiz şey varmış dedim hayatımda, sadeleştim. Dedelerimizin tüketmediği şeyleri tükettiğimiz için onların maruz kalmadığı hastalıklara maruz kalıyoruz. Köy yemeklerine hayatımızda daha çok yer vermeye başladım. Lahana çorbası, arpa çorbası, mısır ekmeği (geleneksel tohumdan üretilmiş mısırdan), fasulye turşusu, kaldirik turşusu..
