25 Şubat 2011 Cuma
21 Şubat 2011 Pazartesi
GIYBET TESTİ
1-.........Neyin damlasını ağzıma koymam...
İlk akla gelen kelime: içki
Şimdi "içki" yerine "gıybet" koyalım.
"Gıybetin damlasını ağzıma koymam" diyebiliyor muyuz?
Bu cümleyi kurarken gönlümüz rahat mı?
İçkinin damlasını ben ağzıma koymamaya çalıştım. Bilerek içtiğimi hiç hatırlamıyorum çok şükür.. Öyle içki sofralarına kurulupta sarhoş da olmadım ömrümde. Eğer içki kadar koksaydı gıybet, eğer birlikte gıybet sofrasına oturup kana kana içenler/doyanlar sarhoş olsaydı mahallemizin manzarası nasıl olurdu? Kaçımız ayık kalırdı? Ne kadarımızın ağzı gıybet kokardı?
2- Burası..... .....li mi?
O kadar sık sorarız ki bu cümlenin "içki" lisini..
İçkili mekanlara girmekten çekiniriz..
İçki bulaşığı bardaklardan su içmekten sakınırız..
Çocukları mızı içkili lokantalara sokmaktan utanırız..
Peki hiç şöyle de sorduk mu bu soruyu:
Burası gıybetli mi?
Uzaklara gitmeye gerek yok.
Belki de evimiz de, belki de en çok bize ait olduğunu sandığımız odamızda..
Seccademizi serdiğimiz yuvamızda..
Çocuklarımızın saçlarını okşadığımız kanepelerde..
Az önce namaz kıldığımız caminin bahçesinde...
Belki de tam kubbesinin altında..
İçkiyi yakıştırmadığımız dudağımıza damağımıza odamıza yuvamıza, içmekten daha ağır sonuçları olan gıybeti nasıl yakıştırıyoruz?
3- Yemeklerimizde.. ......eti yoktur..
İlk aklımıza gelen cevap: domuz..
Peki ya yemeklerimizde...ne kadar uzak dururuz domuz etinden...gördüğümüzde bile iğreniriz..
Peki ya hiç görünmüyor diye hiç kokmuyor diye yediklerimize ne demeli?
Gıybetlerimiz domuz eti kadar iğrenç kokmuyor mu?
4- ........İslami usule göre kesilmiştir...
Cevap: Etlerimiz.
Etlerimiz yerine "sözlerimiz" kelimesini koyarsak ne olur?
"Sözlerimiz İslami usule göre kesilmiştir."
Gıybet olur mu diye yarıda kestiğimiz bir sohbeti hatırlıyor muyuz?
Arkadan çekiştiriyor olabiliriz diye boynunu vurduğumuz bir sözümüz oldu mu?
Nefeslerimizin kardeşimizin ölü etini yemek gibi iğrenç bir eylem için murdar etmiş olabileceğimizden hiç endişelendik mi?
Senai Demirci'nin Söz Yangını isimli kitabından alıntıdır...
Patates Salatası

Malzemeler:
5-6 tane orta boy patates,
1-2 dal taze soğan,
1-2 orta boy havuç,
Bir miktar kara lahana,
18 Şubat 2011 Cuma
Blogumuz 3 Yaşın'da :) Ve evimizi korsanlar bastı :)
Merhabalar dostlarım,arkadaşlarım :) bu gün blogumuzun 3. yıl dönümü....3 yıldır bazen hüznü,bazen acıyı, bazen sevinci,bazen marifetlerimizi,bazen etkinliklerimizi,bazen yemek tariflerimizi paylaştık.paylaştıkça da daha çok anlam kazandı yaşam.
Ben bu blogu ilk açmadan önce;blogları gezer,araştırır beğenirdim.özellikle elişi ve yemekler ilgimi çekerdi.imrenmiştim ne kadar güzel konular, paylaşımlar var demiştim...Eşim ise canım bak istersen blog açabiliyormuşuz sanada bir sayfa açalım,hem sıkılmamış olursun yaptıklarını paylaşırsın,yazarsın demişti.Bende yardım ederim sana demişti.....
tabi benim gözlerim parlamıştı nasıl olur,nasıl yapılır neler olmalı,düşünceleri ile eşimin büyük desteği ile blog paylaşımlarımıza başladık....Gerçektende bu 3 yıl içerisinde hoş bir arşiv oluşmuş.Dile kolay 3 yıl :) ben hala çok seviyorum paylaşmayı,çokta emek veriyoruz tabi blogumuz için.Daha da eklemeyi planlayıp ekleyemediğimiz konular,resimlerde var tabi ....yeni konu ve resimlerle,eklenmeyi bekleyen konularımızla daha nice yıllarda birlikte olmayı ümid ediyorum......tüm güzelliklerin sizlerle olması temennisi ile :) beni okuyan ve takip eden sessiz çoğunluk :) Sevgi ve sayğılarımla
Fotoğraftaki yavrucaklarda korsan olup evi basan yusuf ve hamzadan başkası değildi....Abi kardeş oynayıp çok eğlendikleri anlardan bir kare :) sık sık anne bizi korsan yap nidaları ile karşıma dikeliveriyorlar.Annenin bonesi de işe yarıyor tabi :) ayrıca ellerinede mutfak çekmecemizden tahta gereçlerden kancalar yapıyoruz.süper korsan oluveriyor bıdıklar :)
Bu arada hamzamız 2 yaş 2 aylık oldu.çok şirin,mini mini bir oğlancık...Hala çok konuşmasa da biz onla anlaşabiliyoruz,bicir bicir yürüyüşü kıpır kıpır edaları,tavırları müzik duydumu dayanmayıp oynamaya başlayan hatta babasını ve benide davet eden bir çocuk hamza.bazen adının özelliğinden asabi,haşin,çok muzip,yaramaz....işine gelmeyen durumlarda bir çığlık bir feryat fiğan... çok feci abici,ve abisinin kopyası abi ne yaparsa oda yapacak (bu bir kuraldır :) yapması lazım bu işlerin başka yolu yok ).....Kış geldi geleli ufak tefek hastalıklar kırgınlıklar,evimizden ayrılmıyor. özellikle de yusufumuzda daha çok gözleniyor bu hastalık durumları.hasta olmasının 1. sebebi :Ana sınıfında hem kalabalık hemde daha tozlu bir ortam var.tam hastalığı atlattı derken tekrar yakalanıveriyor,birbirlerinde sürekli hastalık mikrobu kapıyorlar.hastalanmasının 2. etkeni ise: hareketli bir yapısı var ve bu hareketlenme esnasındada terleme olayı sonrasında da anında hastalık belirtileri,burun akıntısı,hapşırıklar,öksürükler kapımızdan ayrılmıyor.
17.02.2011
hazır paylaşmaya başlamışken yazayım vede unutmadan tabiii :)
Dün Akşam yemeği yemek için sofrayı hazırladım.menümüzün bir çeşidi yaprak dolması(sarma).dolmayı babası ve yusuf sarımsaklı yoğurtla seviyorlar.hamza babasından dolma istiyor ve babası kaşıkla veriyor.ama hamzanın yüz ifadesi çok feci geriliyor :)
ben:
- hamza abisi gibi sarımsaklı sevmiyor diyorum ona sade dolma verin diyorum.oda abisi gibi biraz daha büyüsün alışır diyorum....
yusuf:
-ama anne alışmaz belkide o farklı bi yapıda ben farklı bi yapıdayım.ben büyüdüm sarımsaklı yoğurt seviyorum hamza sevmiyor.hamza daha küçük acı seviyor ama ben sevmiyorum.birbirimize benzemiyoruz bak farklıyız.herkesin yapısı farklıdır diyor :)
Allahım bazen ne kadar da bilmiş oluveriyorlar.....
sevgi yağmurları ile ıslanın :) bizi izlemeye devam edin arkadaşlar :)
17 Şubat 2011 Perşembe
Ağız Ve Diş Sağlığı
Türkiye, ağız-diş sağlığı konusunda sınıfta kalan ülkeler arasında ilk sıralarda...
Doğru bilinen yanlışlar ve önemsenmeyen detaylar ağız sağlığının bozulmasına neden oluyor.
Yemeklerden hemen sonra dişleri fırçalamak besinlerdeki asitlerin ağızda dağılmasına neden olduğu için dişleri zayıflatıyor. Dişleri yemeklerden en az bir saat sonra fırçalamanın daha uygun olduğunu söyleyen Memorial Etiler Tıp Merkezi Diş Hastalıkları Bölümü'nden Dt.Hacer Esved Alireisoğlu, Türkiye'de ağız ve diş sağlığına yeterince önem verilmediğini söyledi ve bu konuda sık yapılan hataları şöyle sıraladı:
1-Diş macununun bilinenin aksine suyla ıslatılmaması gerekir. Islanan diş macunu etken maddesini kaybeder. Diş macunu leblebi tanesi büyüklüğünde kullanılmalıdır. Unutmayalım ki diş macunu sadece diş fırçalamayı kolaylaştırıcı bir ajandır.
2-Diş temizliği hakkında bilinen yanlışlardan biri de dişleri uzun süre ve sert şekilde fırçalayarak daha çok bakteri öldürüldüğü inancıdır. Yapılan araştırmalar iki dakikayı aşan fırçalamanın daha çok bakteri öldürmediğini gösteriyor. Dişlerin günde en az bir kez iki dakika süreyle çok sert olmadan fırçalanması ve diş ipi kullanımıyla ideal bir diş temizliği sağlanabilir. Sigara, çay ve kahve tüketimi fazla olanlarda meydana gelen dil pası kokuya neden olabilir. Bu durumda dişler fırçalandıktan sonra
dili de fırçalamak gerekir.
3-Doğal diş fırçası olarak bilinen elmanın yanı sıra çiğ havuç, patlamış mısır ve kereviz özellikle yemek aralarında tüketildiğinde mekanik bir temizlik sağlayacaktır.
4-Sabahları elma sirkesiyle gargara yapın ve sonra dişlerinizi fırçalayın.
Sirke, lekelerin yok olmasına, dişlerinizin beyazlamasına ve
dişetlerinizdeki mikropların ölmesine yardım eder.
5-Ağız kokusu gündelik yaşamda insanı sosyal ve psikolojik olarak etkileyen bir rahatsızlıktır. Kötü ağız kokusu, hem kişiyi etkiler hem de çoğu zaman mahçubiyete sebep olur. Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşikler kötü kokuya yol açar. Kahve çekirdeği çiğnemek bu sülfür bileşenlerini ortadan kaldırır.
6-Kakao çekirdeğindeki antibakteriyal içerik nedeniyle, çikolata dişlere zarar vermiyor. Şekerlemeler ise dişlerin baş düşmanı. Meyve sularındaki asit ise her türlü dişe zararlı. Aynı şekilde laktoz içeren süt de, diş çürüklerine yol açıyor.
7-Meyve suları, tatlılar, sert kıvamlı şekerler, karamel, muz gibi
yiyecekler dişlerde çürük oluşturma riskini artırıyor. Tatlı yedikten sonra süt, ayran içmek ve peynir yemek, şekerin ve ortaya çıkan asidin zararlı etkilerini önler. Ph seviyesini kontrol ettiğinden dişler için koruyucu kalkan oluşturur.
15 Şubat 2011 Salı
Ev Yapımı Patates Cipsi
14 Şubat 2011 Pazartesi
MEVLİT KANDİLİ
Mevlid kelimesinde "doğum" manası vardır. Kandil kelimesinde de, belli günlerde yakılan aydınlık manası bahis mevzuu. İkisini bir araya getirip de Mevlid Kandili dediğimizde, Rasûlullah'ın doğum gecesinde minarelerde yakılan kandiller hatıra gelmektedir. Müslümanlar, her sene Rebiü'l-evvel ayının on ikinci gecesine giriş teşkil eden geceyi dinî merasimlerle ihya eder, farklı bir huzur ve neşeyle tes'id etme titizliği gösterirler. Kandillerle donatılan camiler bu niyetle dolar, taşar...
"Neler yaparlar?"
Geceyi bir kendi açılarından, bir de çocukları açısından düşünürler.
Kendi açılarından düşünürken ibadetleri, çevredeki konu komşuya yardımları, çeşitli iyilikleri hatırlar, farklı bir yardım anlayışında olurlar.
Çocukları açısından ise, çok dikkatli olurlar. Masum dimağlar da, gecenin güzel bir hatıra olarak kalmasını temin edecek çarelere başvururlar.
Nitekim o günde çocukların sevineceği şeyler alırlar, hoşlarına gidecek sohbetler tertip ederler, gecenin, zihinlerinde tatlı bir hatıra olarak kalmasını temin ederler.
Bunun ikisini de Mevlid Kandili'ni ihya manası içinde yer alan tutum olarak mütalâa etmek gerekir. Nitekim çocuklarımıza bu alâkayı göstermediğimiz içindir ki, onları çalmak, yabancı ideolojilere bağlamak daha kolay hâle gelmektedir. Hazret-i Ali (r.a.) buna pek veciz bir cümle ile şöyle işaret etmiştir. Der ki:
"Allimû evlâdeküm, lizemâni gayriküm!"
"Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların zamanına göre yetiştirin!'
Demek ki, ilerde maruz kalacakları telkinleri düşünecek, daha çocuk yaşta iken fitnelere mukavemet edecek bilgi ve imanla teçhiz edeceğiz. Etmezsek, şimdi olduğu gibi olur. Dindar babanın ihmal edilmiş evladı, yabancı ideolojilere kurban olmaktan zor kurtulur yahut hiç kurtulamaz...
Aslında Mevlid Kandili'ni ihya ederken, ailenin sadece büyüğünü yahut küçüğünü hesaba katmak yanlıştır. Aile; beyi, hanımı, çocuğu ile bir bütündür.
Asrımızın fitnesine hepsi de maruz, zararlı telkine cümlesi de mâkes...
Öyle ise, aile fertlerinin tamamına karşı koruyucu çareler bulmak, maruz kalınan yabancı telkinlere karşı zırh mahiyeti alacak bilgilerle hepsini de teçhiz etmek gerek.
Gazetemizi bunun için çıkarmalıyız. Kitaplarımızı bunun için neşretmeliyiz. Çocuk mecmuamızı bunun için hazırlamalıyız. Gayemiz, ailenin tamamına hitap etmek olmalıdır.
Öyle sanırım ki, aile reisi, aile fertlerinin hepsine hitap edebilen neşriyatı ihmal etmez; her birisi kendisine hitap eden kısmı okuyarak kendini teçhiz ederse; herhalde asrî fitnelere mukavemet edecek bilgiyi elde eder, imanî ve İslâmî hayatını korur. Kandil gecelerini ihya etme zevkini ruhunun derinliklerinde tatlı bir meşguliyet olarak duyar...
Kandil gecesinde imanî duyguları kuvvetlendiren eserler okuyup imanda inkişaf etmek, en güzel ihya hareketlerindendir.
Ahmet Taşgetiren
Tüm dostlarımızın ve İslam Aleminin Mevlit Kandili Kutlu olsun.
13 Şubat 2011 Pazar
SEVGİLİLER GÜNÜNÜN TARİHİ ARKA PLANI
Tarihin derinliklerinden bu güne intikal eden bu özel günü bizler, “Sevgililer Günü” adıyla kutluyoruz. Eksik olan bu özel günün anlamı ve sebebi hakkındaki bilgimiz.
Her gelenek bir dinin eseridir. Öyleyse “hangi tanrı ve hangi din?” diye sormamız gerekir.
Birbirinden farklı efsaneler var; en meşhuru: Romada zalim bir imparator olan II. Claudius tahttadır. Bir gün bir ferman yayınlar ve askerlerin evlenmesini yasaklar. Sebep, bekar askerlerin evlilere göre daha iyi savaştıklarına inanmasıdır. Valentine isimli iyi kalpli bir rahip bu yasağı dinlemez. Gizlice askerlerin nikahını kıymaya devam eder. Claudius durumu öğrenince, papaz 14 Şubat 269 da yakılarak idam edilir. Genç sevgililere karşı yüreği şefkatle dolu bu rahibin ölüm günü, bütün çiftlere adanır.
2. efsane, bu güne dair oluşmuş bir adete ışık tutuyor. Yine antik çağlarda Valentine hapiste gardiyanın kızına aşık oluyor. İdam edileceği gün, kızcağıza kısa bir ilan-ı aşk notu yazar. Ve altına şu imzayı atar: “Senin Valentine’inden”. Bu ibare daha sonra bütün aşıkların sevgiliye arzlarının altına koydukları imzanın kalıbı olur ve “Valentin Selamı” olarak yerleşir.
Aslında gerçek bu efsanelerden çok farklı… Eski bir pagan/putperest geleneği, kilise tarafından hristayanlaştırılmaktadır. Eski Romada “Lupercalia” adında bir festival var. Şubat ayının tam 16’sına ratlıyor. Pagan inancına göre 14 Şubat tabiatın tekrar uyanmasının yani baharın başlangıcı kabul ediliyor. Bu kabulün arkasında da kuşların aşk mevsiminin başlangıcı var. Rumi takvimi Milad-i takvim ile eşlersek bizim mart kedileride bu aya tekabül ediyor. Bu festival, Romalı tabiat tanrısı faunus’a ithaf ediliyor.
Romanın kurucuları olan Romus ve Romulus’a bir dişi kurdun annelik yaptığı efsanesinin geçtiği kutsal mağara önünde keçiler ve köpekler kurban ediliyor. Keçi canlanmayı, köpekte üretkenliği temsil ediyor. Aynı festivalde Romalı genç kızlar ve delikanlılar bir araya geliyor. Normal hayatta bir birinden uzak yaşayan gençler, bu festival günü yan yana gelebiliyor. Her genç kızın adı bir kağıt parçasına yazılıyor ve çömleğe atılıyor. Sonra piyango çekiliyor. Delikanlı hangi ismi çekerse akşama kadar o genç kıza refakat ediyor. Bu refakatlerin bazıları evlilikle neticeleniyor. Bu gelenek ile bizdeki pagan kaynaklı hıdırellez ve nevruz kutlamaları arasında bir fark yok. Aynı şeyi, tabiatın uyanışını, üretkenliğin temsil ediyorlar.
498’de yani tam 2 asır sonra papa Gelasius, pagan roma adeti ile St. Valentine’i birleştiriyor. Ve 14 Şubat’ı “St. Valentine Günü” olarak ilan ediyor. Kilisenin resmileştirdiği bu gün ortaçağlar boyunca uzun yıllar kış uykusuna yattıktan sonra 18. Yüzyıl başlarında yeniden canlanıyor. Bu tarihlerde sevgililer, 14 Şubat gününde küçük not ve hatıra alışverişinde bulunmaya başlıyorlar. Günün anlam ve önemi küçük kağıtlara sevgililerin karşılıklı olarak yazdıkları duygu ve sevgi ifade eden notlara odaklanıyor. Yüzyıl ortalarında basılı kartlar devreye giriyor. Postanın yaygınlaşması ve ucuzlaması ile kartlarda yaygınlık kazanıyor.
1840 yılı, bir dönüm noktası oluyor. Ester A. Howland isimli biri, ilk valentine kartını basarak bu geleneği bir endüstriye dönüştürüyor. Mutlaka dini bir geleneğe veya ritüele dayanan bu tür kutlamalar için şayet hala bir din ve tanrı aramamız gerekiyorsa çok tanrılı dinlerden biri olan “Serbest Pazar” tanrısına ve “Piyasa Ekonomisi” dinine müracaat etmemiz gerekiyor. Aşkları ve sevgileri bile standartlaştırıp basit bir tüketim metaı haline getiren, sıradanlaştıran ve kitleleştiren serbest piyasa dışında, bize bugün hakkında mesaj veren başka bir kaynak yok.
Aşkın, sevginin, sadakatin ve birlikte yaşanacak hayatın kendiside tüketilebilen bir metaya dönüşüyor böylelikle. Derin duyguların, bağlılıkların ifade edileceği, özenle saklanacak mektupların yerine, değeri fiyatıyla ölçülen hediyeler alıyor. Şiirin, sanatın, ruhumuzu sarıp sarmalayan estetik kaygıların yaşamasına, serbest piyasanın acımasız kuralları izin vermiyor. Koskoca bir yılda, “Bir Güne Sığdırılan Aşk” kaç günde tüketilir.
“Cenab-ı Hak, cümle sevgilileri şu sahte piyasa tanrısının metalaşmış aşklarından korusun”
Mümtaz’er Türköne /Ribat Dergisi – Şubat 2011
12 Şubat 2011 Cumartesi
İçini çekmeyen kekimi pasta yaptım....
Evet arkadaşlar hani benim şu hüsranla sonuçlanan ıslak kek denemelerim sonucunda içini çekmemiş bir tepsi kekimiz vardı.onu değerlendirmeye çalıştım çokta güzel oldu.sizinde evde artan fazla gelen,yada içini çekmemiş kekiniz varsa deneyin..sonuçtan memnun kalırsınız.hem bir tepsi içini çekmeyen kek değerlenmiş hemde besleyici bir pasta yemiş olursunuz.Malzemeler:
Görüldüğü üzere içini çekmemiş, dökülen sosuda içine kabul etmeyen kekimizin yarısı,
1 çay bardağı hindistan cevizi,
1 çay bardağı kavrulmuş fındık(ben evde kendim kavuruyorum,daha kokulu ve lezzetli oluyor),
1 çay bardağı kuru üzüm(meyve şekerlemeleride güzel olur),
1 su bardağının yarısından fazla süt,
1 küçük paket kakaolu bisküvi,
Yapılışı:
Kekimizi mutfak robotuna koyuyoruz üstüne sütü ekleyip,iyice çektiriyoruz.koyu çokokrem kıvamında olana kadar robotumuzu kapatmıyoruz.kıvamına bakıp biraz daha süt ekleyebilirsiniz.
geniş bir kaba bisküvileri ufak kırıklar halinde koyuyoruz.2 avuç süt ile hafif ıslatıyoruz.robottaki çekilmiş kek ve süt karışımını bisküvilerin üstüne ekliyoruz,daha sonra fındık,hindistan cevizi,üzümü de ekleyip elle güzelce yoğuralım.parçalara bölelim.ben 3 parçaya böldüm.
poşetlere koyularak şekil verip sıkıca saralım,buzluğa kaldıralım.
1-2 saat buzlukta bekletip,eşit dilimleyerek servis edelim.
Ben kalan 3. parçayıda elle yuvarlatarak hindistan cevizine buladım.kürdan batırdım.Eşim iki çeşit pastayıda beğendi :)Yusufun ve hamzanın kürdanlı olan top pastalar hoşuna gitti,benim mozaik olan daha çok hoşuma gitti.dilimlenen yerlerde fındıklar, hindistan cevizleri,üzümler çok şık oldular.Pastamız leziz ve besleyici oldu.....
bir tepsi malzeme heder olsa çok üzülecektim.Bu şekilde değerlendilirerek,israf edilmemiş bir tarif ortaya çıktı.
11 Şubat 2011 Cuma
9 Şubat 2011 Çarşamba
Yusuf ve Hamza Kar Keyfi
Yine 1 ay kadar önce Karlar erimeden karla oynama keyfini yaşamıştık.videomuzda yusuf ve hamzanın biraz yaramaz biraz da muzip halleri var :)
Bir tutam mutluluk

önce çektiğimiz resimlerden birkaçı.....







küsen kelebek yusufcuk :)









